İklim değişikliği, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve gıda güvenliği konularının ele alındığı zirve, Büyük Sanat Vakfı tarafından düzenlendi. Programa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanı sıra Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, AK Parti Kayseri Milletvekilleri, iş dünyası temsilcileri ve çok sayıda uzman katıldı.
Konuşmasında iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını vurgulayan Kurum, yaşanan değişimlerin tarımsal üretimi, gıda arzını ve toplumsal refahı doğrudan etkilediğini ifade etti. Haziran ayına gelinmesine rağmen birçok bölgede tarım alanlarının henüz beklenen olgunluğa ulaşmadığını belirten Kurum, gıda meselesinin çiftçinin emeğinden aile bütçesine kadar uzanan geniş bir etki alanına sahip olduğunu söyledi.
Su ve gıda güvenliğinin geleceğin en kritik başlıkları arasında yer aldığını dile getiren Bakan Kurum, su kaynaklarındaki azalma ve üretimde yaşanabilecek düşüşlerin sosyal huzuru da etkileyebileceğine dikkat çekti. İklim krizinin yalnızca hava sıcaklıklarından ibaret olmadığını ifade eden Kurum, “Bugün iklimi konuşurken suyu, toprağı, üretimi, şehirleri ve insanlığın ortak geleceğini konuşuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
"En sıcak dönemleri yaşadık"
Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine işaret eden Kurum, 2015-2025 döneminin kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olarak öne çıktığını hatırlattı. Ancak sorunun yalnızca rakamlarla açıklanamayacağını belirten Kurum, çevreye verilen zararın insanlığın geleceğine verilen zarar anlamına geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerini yoğun şekilde hissettiğini söyleyen Kurum, son yıllarda artan orman yangınları, seller, obruklar ve Marmara Denizi’nde görülen müsilajın bu durumun somut örnekleri olduğunu ifade etti. Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon ve Yeşil Kalkınma hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Kurum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde iklim politikalarının kararlılıkla yürütüldüğünü kaydetti.
"Vaat değil uygulama gerekli"
Yakın dönemde açıklanan Antalya 2035 hedeflerine de değinen Kurum, bu vizyonun Türkiye’nin uluslararası iklim diplomasisindeki kararlılığının göstergesi olduğunu söyledi. Türkiye’nin ev sahipliğine aday olduğu COP31 sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurum, iklim müzakerelerinde artık daha fazla vaat değil, daha güçlü uygulamaların gerektiğini ifade etti.
Geçtiğimiz hafta Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleştirilen iklim görüşmelerine katıldıklarını hatırlatan Kurum, önümüzdeki süreçte Londra’da yapılacak temaslarda ise yeşil finansman, enerji yatırımları ve iklim inovasyonunun ele alınacağını belirtti. Antalya 2035 yaklaşımının temelinde güven, uzlaşı ve eylem ilkelerinin bulunduğunu söyleyen Kurum, küresel iklim hedeflerine ulaşabilmek için gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması gerektiğini vurguladı.
Finansman ve teknoloji desteği olmadan ülkelerden dönüşüm beklemenin gerçekçi olmadığını dile getiren Kurum, “Paranın yönünü doğaya çevirmeden dünyanın yönünü değiştiremeyiz” ifadelerini kullandı.
"Enerji ve iklim tamamlayıcı"
Türkiye’nin deprem sonrası yürüttüğü yeniden inşa çalışmalarını örnek gösteren Bakan Kurum, aynı disiplinli yaklaşımın iklim politikalarında da uygulanacağını belirtti. 6 Şubat depremlerinin ardından kısa sürede tamamlanan yüz binlerce konutun önemli bir başarı olduğunu söyleyen Kurum, COP31 sürecinde de planlama, uygulama ve takip mekanizmalarının titizlikle işletileceğini kaydetti.
Enerji güvenliği ile iklim hedeflerinin birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu vurgulayan Kurum, temiz enerji yatırımları, sıfır atık uygulamaları, metan emisyonlarının azaltılması, yeşil sanayi ve sürdürülebilir tarım gibi başlıkların Antalya 2035 Eylem Gündemi’nin temel unsurlarını oluşturduğunu söyledi.
Konuşmasının sonunda gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın önemine dikkat çeken Kurum, iklim mücadelesinin çocuklara karşı duyulan sorumluluğun bir gereği olduğunu belirterek, “Gelecek nesiller bizi ya bu krizi ortak akılla yöneten liderler olarak hatırlayacak ya da bu fırsatı değerlendiremeyenler olarak anacaktır” dedi.





