Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Doç. Dr. Ergül Halisçelik, 12 Punto'da yayımlanan köşe yazısında Türkiye ekonomisinde yaşanan yüksek enflasyon, ücret artışları, gelir dağılımı ve sosyal devlet anlayışına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Halisçelik, ekonomik göstergelerdeki iyileşmelerin tek başına refah anlamına gelmediğini belirterek, asıl ölçütün vatandaşın emeğiyle insanca yaşayabilmesi olduğunu ifade etti.
Türkiye'de milyonlarca çalışan ve emeklinin giderek ağırlaşan bir geçim mücadelesi verdiğini belirten Halisçelik, yüksek enflasyon karşısında ücret artışlarının yetersiz kaldığını söyledi. Asgari ücretin toplumun geniş kesimleri için referans gelir haline geldiğini vurgulayan Halisçelik, mevcut ücret seviyesinin açlık sınırının altında kalmasının yaygın bir refah kaybına yol açtığını dile getirdi.
"VERİLERE DUYULAN GÜVEN EKONOMİ İÇİN HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR"
Köşe yazısında enflasyon verileri arasındaki farklılıklara da değinen Halisçelik, TÜİK, ENAG ve İstanbul Ticaret Odası'nın açıkladığı enflasyon oranları arasındaki farkın toplumda güven sorununu derinleştirdiğini belirtti.
Resmi veriler ile vatandaşın günlük hayatta karşılaştığı fiyat artışları arasındaki farkın büyümesinin ekonomik göstergelerin inandırıcılığını zayıflattığını belirten Halisçelik, verilerin güvenilirliğinin ekonomi yönetiminin meşruiyeti açısından da kritik öneme sahip olduğunu kaydetti.
"SATIN ALMA GÜCÜ GERİLEMEYE DEVAM EDİYOR"
Temmuz 2026 ücret düzenlemelerini de değerlendiren Halisçelik, memur ve emeklilere yapılan maaş artışlarının yüksek enflasyon karşısında kalıcı bir refahın sağlamadığına dikkat çekti.
Asgari ücrette ara zam yapılmamasının milyonlarca çalışanı enflasyona karşı korumasız bıraktığını belirten Halisçelik, ücretlerin nominal olarak artsa da reel olarak değer kaybetmeye devam ettiğini ifade etti.
"AÇLIK SINIRININ ALTINDAKİ GELİRLER SOSYAL DEVLETİ ZORLUYOR"
TÜRK-İŞ'in Temmuz 2026 verilerine dikkat çeken Halisçelik, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 35 bin 758 liraya, yoksulluk sınırının ise 116 bin 478 liraya yükseldiğini hatırlattı. Mevcut asgari ücret ve en düşük emekli aylığının temel yaşam maliyetlerini karşılamakta yetersiz kaldığını belirten Halisçelik, sosyal devlet anlayışının vatandaşları yalnızca yoksulluk sınırında tutmak değil, insan onuruna yakışır bir yaşam standardı sunmak olduğunu vurguladı.
"GIDA ENFLASYONU DAR GELİRLİ KESİMİ DAHA AĞIR ETKİLİYOR"
Gıda fiyatlarındaki artışın düşük gelirli haneler üzerindeki etkisine de değinen Halisçelik, dar gelirli ailelerin bütçelerinde gıdanın payının yüksek olması nedeniyle mutfak enflasyonunun çok daha ağır hissedildiğini açıkladı.
Artan maliyetlerin aileleri daha düşük besin değerine sahip ürünlere yönelttiğini ifade eden Halisçelik, bunun özellikle çocukların sağlıklı gelişimi açısından uzun vadeli riskler oluşturduğunu kaydetti.
"TÜRKİYE'NİN YENİ BİR GELİR POLİTİKASINA İHTİYACI VAR"
Köşe yazısının sonunda Türkiye'nin yalnızca dönemsel maaş artışlarına değil, yaşam maliyetlerini esas alan kapsamlı bir gelir politikasına ihtiyaç duyduğunu belirten Halisçelik, ücret belirleme süreçlerinin açlık ve yoksulluk sınırları ile gerçek enflasyon dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi.
Halisçelik, ekonomik başarının açıklanan büyüme oranları ya da zam yüzdeleriyle değil, vatandaşın satın alma gücü ve yaşam kalitesiyle ölçülmesi gerektiğini belirterek, sosyal devletin temel görevinin yoksulluğu yönetmek değil, yurttaşlarını yoksulluğa karşı korumak olduğunu vurguladı.





