Bursa dün;
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in de aralarında bulunduğu 37’si tutuklu 63 sanıklı davanın duruşmasına kilitlendi.
Herkesin kulağı Adliye’den gelecek habere çevrildi.
Sürpriz bir karar (sürprizden kasıt tahliye) çıkar mı diye bekleyenler oldu!
Ancak;
Yargılama seri şekilde devam edecek ve bugün, yarın, hatta diğer günler de savunmalar alınacak, talepler dinlenecek.
Sanıkların tahliyesine ilişkin henüz ne bir talep oldu, ne de bir karar çıktı.
*
Kim neyle suçlanıyor, kaç yıl hapisle yargılanıyor gibi detaylara girmiyorum.
Buna ilişkin ayrıntılara dünkü haberlerde yer verildi.
Dedim ya...
Duruşma gergin başladı!
Davayı takip etmek isteyen CHP’lilerin salona girişi sırasında yaşanan gerginlik, itiş ve kakışma davadaki sanık savunmalarının bile önüne geçti.
Hukuk devletinin temel ilkesi, ‘’Yargının üzerinde makam yok’’ anlayışına dayanır.
Olmamalı da zaten.
Lakin;
Bazı yargı kararlarında siyasi vesayetin hukuka etkisi olduğu yönünde ortaya atılan iddialara tanığız.
Bozbey’le ilgili yürütülen soruşturma ve açılan dava da, CHP’lilere göre siyasi bir operasyon!
*
Hatırlayalım...
Mustafa Bozbey 31 Mart sabahı gözaltına alındı.
4 Nisan’da, sabahın ilk ışıklarına kadar süren Adliye'deki sorgu sonunda tutuklandı.
108 gündür cezaevinde olan Bozbey ve beraberindekiler dün ilk defa Ağır Ceza’da hakim önüne çıktı.
Sanıklar ve davayı takip etmek isteyenlerin sayısı fazla olunca duruşma Bölge Adliye Mahkemeleri’nin bulunduğu konferans salonunda yapıldı.
Buraya kadar her şey normal, gelelim anormal olanlara!
*
HAYRANIM TÜRK POLİSİNİN SABRINA!
Efendim;
Aralarında Bozbey ve diğer sanık yakınlarının da bulunduğu ve çoğunluğu CHP’lilerden oluşan kalabalık sabah erkenden Bölge Adliye Mahkemesi’ne akın etti.
CHP Bursa Milletvekillerinden (Butlan karartından sonra ihraç edildi ve şu an bağımsız) Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile Hasan Öztürk’ün yanı sıra partinin ‘’A Takımı’’nda yer alan vekiller de davayı takip etmek için Bursa'daydı..
Sosyal medyadaki paylaşımlara bakıyorum.
Kalabalık;
Duruşmanın yapılacağı salona girmek istiyor.
Milletvekilleri en ön sırada yer alıyor.
Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun yanında da CHP’nin seçilmiş İl Başkanı Nihat Yeşiltaş’ı görüyorum.
Bağırış-çağırış, itiş-kakış ne ararsan var.
Sivil giyimli emniyet amiri iyi niyetli bir yaklaşım sergiliyor:
‘’Salonda düzen sağlanmaya çalışılıyor. Sonrasında sizleri alacağız.’’
Sabır gösterilmesini istiyor ama, tahammül yok!
''BANA TEMAS ETME!''
Şimdi...
Önüme düşen videoyu defalarca izliyorum, görüntüyü tekrar tekrar geri sarıp bakıyorum polisin tahrik edici herhangi bir olumsuz davranışı var mı diye?
Bir şey göremiyorum.
Aksine;
O sivil giyimli emniyet amiri, üslubu bozmadan ve nezaketi de elden bırakmadan sabrını zorlayanlara karşı sakinliğini koruyor.
Altaca Kayışoğlu’nun;
‘’İçeri girmemi engelliyorsunuz. Kanunsuz bir emir almışsınız. Hepinizi şikayet edeceğim’’ şeklindeki sert çıkışına rağmen, o emniyet amiri ‘’Hayır, engellemiyorum. Sizi içeri alacağım ama düzen sağlandıktan sonra’’ diye karşılık veriyor.
Ve ısrarla…
Nihat Başkan ile kol kola yada yan yana yürüyerek salona girmek isteyen Altaca Kayışoğlu’na ‘’Başkanım’’ dediği Yeşiltaş ile konuşmak istediğini söylüyor görevli emniyet amiri.
Benim gözümde sabır sınavın galibi olan emniyet amiri; ‘’Düşmanım değil, o da benim kardeşim’’ diyor Yeşiltaş için fakat nafile!
İtip kakmalar, polise hukuk dersi vermeler, parmak sallamalar derken, CHP’li Büyükşehir Meclis Üyesi Avukat Yücel Akbulut’un sesi işitiliyor:
‘’Ne gerek var germeye!’’
Fiziki temasa rağmen, hem kadın polisler hem de emniyet amirinin ağzından çıkan ise tek bir cümle var:
‘’Bana temas etme!'’
*
DURUŞMA KEŞKE BASINA AÇIK OLSAYDI
43 yıllık meslek hayatımın 20 yıla yakın bölümünü polis-adliye haberciliğiyle geçirdim.
Muhabirlik yaptığım yıllar, Adliye’de hizmet 7 ayrı binada veriliyordu.
Haber uğruna bu binalar arasında adeta mekik dokuyorduk.
Şu an Kent Müzesi olan Valilik karşısındaki binada Başsavcılık Makamı ile, Savcılık Kalemleri ve Ağır Ceza Mahkemeleri'nin duruşma salonları vardı.
Mesaimizin büyük kısmını Ağır Ceza Mahkemeleri'ne ayırırdık.
İdam cezaları henüz kalkmamıştı. (2004 yılında AB Uyum Yasaları çerçevesinde TCK’dan tamamen çıkartılarak kaldırıldı)
Bu yüzden, buradaki davaları önemserdik.
Çok şahit olduk, hakimin idam cezası verdikten sonra kalem kırmalarına.
Dile kolay...
20 yıl boyunca sabahtan akşama kadar duruşma salonlarına hapsolmuş haldeydik.
Bizim adliye muhabirliği döneminde ‘’aleniyet’’e önem verirdi o zamanın hakimleri.
Bu yüzden basın mensuplarının dava izlemesine yasak konmazdı.
Günümüzde;
Hele ki kritik davalarda gazetecilerin duruşma salonlarına alınmaması yanlış algıya sebep olabileceği gibi, aleniyete de gölge düşürür.
Düne dönersek...
Bozbey’in davasına bakan Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın kendine göre elbette haklı sebepleri vardır.
Salonun fiziki durumu ve kapasitesine bakarak gazetecilerin içeri girmesine önce izin vermediği yönünde bana bilgi aktarılmış olsa da, sonradan birkaç meslektaşımın davayı takip edebilme şansını bulduğunu öğrendim. (Şans mı desek yoksa gazetecilik başarısı mı bilemedim. Polis adliye muhabirliğinde gözün açık olacaksın.)
Özetle;
Mahkeme Başkanının bilgisi dahilinde meslektaşlarımızdan dünkü ilk duruşmayı takip edenler olmuş!
Önerim şudur:
Belli kurumların, hiç değilse Cumhurbaşkanlığı'na akredite olan medyaların , yani İletişim Başkanlığı'nın vermiş olduğu Basın Kartı'nı taşıyan gazetecilerden her kurum adına birer temsilci salona alınmalı.
Dava sürecek...
Dün olmadı ama...
Belki bugün ve bundan sonrası için gerekli vasıfları taşıyan gazeteciler salona alınır.
Kıdemli bir Adliye Muhabiri'nin naçizane önerisi bakalım dikkate alınacak mı?
Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sayın Başkanına saygıyla duyulur!