7 Haziran 2015 Genel Seçimleri öncesinde vekil adaylığı ile tanıdı çoğu kişi Orhan Sarıbal’ı. Halbuki kentteki STK’larda görev almış bir isimdi. Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Yönetim Kurulunda görev almış, Gürsu Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanlığı bile yapmıştı.
Hatta, vekil seçildiğinde Meclis’teki yemin töreninde kürsüye koşar adım gitmiş çevik ve atik bir vekil görüntüsü vermişti.
Bütün eylemlerde, protesto gösterilerinde çoğunlukla ön saflarda yer alır, mikrofonu kaptığı anlarda yaptığı ateşli konuşmalarla kitleyi konsolide etmeye uğraşır, polis ile gerginlik yaşayan, gazdan kaçmayan isimlerden olurdu.
Devrimcilik ve örgütlülük konusunda hemen herkesin aklına gelen ilk isimlerden biri olmak için çaba gösterir, boğazlı kazağını sırtına çekip, ne kadar solcu olduğunu kullandığı kelimelerle belli etmeye çalışırdı. ‘Dostlar, yoldaşlar, arkadaşlar’ diye başladığı afili cümleler sloganlara bağlanır, sonra da kuru muhalefetin sedası olarak gökyüzüne karışırdı.
Sonra...
Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinde deyim yerindeyse ‘prens’ olan, partinin tarım ve hayvancılık politikalarında en net söz sahibi isimlerden olan ancak çiftçilerin kanaat önderi olmayı bir türlü başaramayan Sarıbal, her ne hikmetse partisinin kaybettiği hiçbir seçim sonrası ortalıklarda görünmedi.
‘Özeleştiri’ vermedi mesela. Ama birbirinden ilginç davranışları ile gündeme geldi.
Örneğin, 2018’de katıldığı bir söyleşide “Atatürk döneminde dahi hiçbir zaman bu topraklarda laiklik ve demokrasi olmadı çizgileri hep askeri vesayet belirledi” gibi bir açıklama yapabildi, geçmişteki ADD Başkanlığı’na nazire yaparcasına.
Hatta sonra, seçim bölgesi olan Bursa’da; şehrin ‘kırmızı çizgisi’ olarak nitelendirilebilecek Bursaspor’un Amedspor ile yaşadığı gerginlikte Amedspor saflarında yer aldı. Desteğini Bursaspor’dan yana kullanmak istemedi, tepkilerin hedefi oldu. Bursa’nın yerel siyasetinde belirleyici aktör olmak istedi, istenmeyen adam oldu.
Mesela, CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı olarak ilan ettiği Ekrem İmamoğlu için Meclis’te başlattığı imza kampanyasına da katılmadı.
Belki de umursamadı, bilemeyiz.
Mutlak butlan kararı öncesi Kılıçdaroğlu’nun videosunu paylaşan; Özel döneminin CHP’sinde gözden düşen, belki de vekil olamayacağı netleşen Sarıbal, bir pazar sabahı çıktı karşımıza.
Kolkola girdiği arkadaşlarıyla kendisini vekil yapan partinin binasının kapısına dayanırken, bir işgal kuvveti gibi partiyi ele geçirmeye çalışırken.
Yıllardır oluşturmaya çalıştığı o ‘ezilenin yanında’ imajının tam tersine, o hep karşı karşıya geldiği polisin desteğiyle, defalarca çıktığı genel merkez merdivenlerinden bu kez ‘partiye el koymak’ için çıktı Sarıbal.

Çünkü Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı sonrası bir değişim hamlesine giren CHP, yerel seçimlerde büyük bir başarı elde etmişti. Her ne kadar doğruluğu tartışmalı olsa da anketlerde birinci parti çıkıyordu. Haliyle, bu başarı Kılıçdaroğlu’nun mirası şeklinde lanse edilmeliydi ve miras, asıl sahiplerine geri dönmeliydi.
Sarıbal, yıllardır muhalefette olmanın konforunu iktidar mücadelesinde harcamak istemeyen, ‘küçük olsun benim olsun’ anlayışını benimsemekten imtina etmeyen herkes gibi davrandı. Mükafatını da akşam saatlerinde seçim bölgesi olan Bursa’dan duyulan ‘Orhan Sarıbal Bursa’ya gelme’ sloganları ile aldı.
Pazar günkü tablonun sonunda ihtilaflar olsa da CHP Genel Merkezi ve partinin yönetimi Kılıçdaroğlu ve onun destekçisi isimlerin eline geçti. El hak, erken seçim olursa Sarıbal için bir dönem daha vekillik de cepte denebilir. Tabi bekledikleri senaryo gerçekleşirse, CHP seçmeni 'Piro' etrafında kenetlenirse. Onun da cevabı dünkü yürüyüşte verilmiştir bence.
Peki, koltuk hırsı için bütün bunlara değdi mi?
Sahi Orhan Bey, bugün nasılsınız?
Dün yaşananlardan sonra nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Mutlu musunuz?
Son olarak, bu zamana kadarki söylemlerinizi, dünkü görüntülerin eşliğinde birlikte düşünelim isterseniz: Ortada bir faşizm varsa şimdi, bu kimin eseri?