Bugünkü yazımızın başlığı bi değişik oldu ama içeriği çok acı, üzücü ve kaygı verici ne yazık ki...

Biliyorsunuz Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ülkemizde iki üç branşın dışında hastanelerde randevu sorununun yaşanmadığını söylese de...

Sahadaki durum hiç de öyle değil...

Hani bir şarkı sözü var ya!

Hekimden sorma çekenden sor demişler acısını dertlerin...” diye...

Ha işte!

Kamu sağlık kurumlarında yaşanan sıkıntıları ve dertleri Sağlık Bakanı veya üst düzey sağlık yöneticileri değil, acısını hastalar, vatandaş çekiyor ve biliyor...

Sonuçta Bakan Bey, illerden gelen verilere dayalı bilgileri paylaşıyor di mi ama!

Durum ortada...

***

Bu ayın başında hastane muayene ücretlerine zam geldi biliyorsunuz...

Devlet hastanelerinde 50 TL, eğitim ve araştırma ile tıp fakültesi hastanelerinde rakam 90 TL’ye yükseldi...

Özel Hastanelerde ise bu rakam 100 TL olarak belirlendi ama...

Neyse...

Açtırma kutuyu söyletme kötüyü” diyelim ve devam edelim...

Sadece muayene katılım payı ile sınırlı değil ki cepten ödediğimiz paralar...

Bunun ilacı var bir de...

Reçete katkı payı, ilaç fiyat farkı, her reçete için ilk üç kutuya kadar diye uzayan ödemeler...

***

Geçtiğimiz gün eczacı arkadaşlarla sohbet ederken, vatandaşın eczanelere olan borcunun her geçen gün katlanarak arttığından bahsettiler...

Reçete katkı payı, ilaç fiyat farkı, çalışanlardan yüzde 20, emeklilerden yüzde 10 muayene katılım payı falan...

Devletin ödediği para kadar vatandaş da cebinden ödüyor...” derken bir an duraksandı...

Konuyu şöyle örneklendirdiler...

Sık kullanılan bir antibiyotiğe devlet 119 TL öderken, vatandaşın cebinden çıkan para ise 95TL...

Hatta ve hatta bazı ilaçlarda vatandaş devletten daha çok para ödüyormuş...

Daha sonra “Vatandaş muayene randevusu alabilirse tabii” diye de buruk espri yaptılar...

Ne acı!

Muayene randevusu için aylarca bekle...

Sonra hekimin yazdığı reçetedeki ilaçları paran yok diye alama...

Ya da “Yaz eczacı deftere...

Belki bir gün...

Hastaların tedaviye erişimi zorlaştı...

Maliyetler de yük de arttıkça arttı...

Hey!

Nereye böyle...