Mart ayının sonuna gelirken, yağışın bol olduğu bir günde Fethiyespor müsabakasına çıktık.
Fethiye ilçe stadı butik bir stad görünümünde olmakla beraber, saha zemini konusunda hiç de fena değildi...
Deplasman olarak, hayli uzak bir yer olmasına rağmen;
Bursaspor’un, sınır tanımayan binlerce cefakar taraftarı uzakları yakın yaparak, yine, her zaman olduğu gibi takımını sahipsiz bırakmamak için sahada yerini almıştı.
Onlara saygı ve sevgi duymamak mümkün değil.
Çünkü;
Dört gün önce 40 Bin den fazla taraftarın olduğu bir atmosfer ve ambianstan çıkıp, gurbet ellerde yalnızlık ve sessizlik hissedebilecek oyuncu grubunun mental motivasyonunu işte o kıymetli Bursaspor sevdalıları sağlıyor!
Fethiyespor karşısına, Salı akşamı oynadığımız Gebzespor müsabakasının kadrosunun aynısı ile çıktık.
Bursaspor, son haftalardaki alışık olduğumuz oyun planı içinde rakibini ezerek müsabakaya başladı.
İlk 15 dk'lık bölümde ardı ardına birçok pozisyona girerek, gol ve goller kaçıran taraf oldu.
Taa ki Soner’in sol ayak içi ile topu uzak direğe yakın ağlara gönderene kadar.
Aslında, oynanan oyunun bu diliminde, sol tarafta İdris Furat, aceleci ve savruk olmayıp, ayağındaki topu üst üste rakibe bırakmasa daha farklı enstantaneler yaşayabilirdik...
Bunu yaşayamadığımız gibi;
Rakip, İdris Furat’ın kontrol edemediği bu toplarla birkaç kere geçiş sağladı.
Bunu gören Mustafa hoca hemen duruma müdahale ederek, Emir Kaan’ı sol koridor içine alıp, İdris Furat’ı merkez forvete kaydırdı!
Bu pozisyonda, sırtı dönük olarak Furat’tan biraz daha iyi verim almaya başladık derken;
Bu defa, ilk yarının son 10 dakikasını Emir Kaan ile birlikte çift merkez forvet olarak bitirdik.
Mustafa hocayı gerçekten kutlamak gerekir...
Oyun içi yaptığı bu düzenlemelerle, bir taş ile iki kuş vurmayı bildi...
Biri, özellikle set halindeyken, hücum merkezinde Emir Kaan ve İdris Furat’ın hareketlenmeleri rakibin dengesini ve ayarını bozmak üzerineydi.
Diğeri ise, hücum halindeyken yapılan top kayıplarında rakibi takip ettirip, bozmak ve geçişleri dönüşümlü olarak engellemek üzerineydi...
Rakibin, bu tür iki geçiş aksiyonundan birini Furat ile diğerini Kaan ile bertaraf ettik!
Ha peki, bu kadar işler olup, biterken; rakibi sürklase ederken neden tek golde kaldık?!
Yaklaşık 15 oyuncunun ceza sahası içine aynı zamanlarda konumlandığı durumlarda pas tercihlerinde ve gol vuruşlarında etkinlik gösteremezsen, gol sayısını arttırmakta sıkıntı yaşamak kaçınılmaz olur!
Ayrıca, ilk yarı oynanan oyunun şekli itibarıyla attığımız şutlardaki kalite düşüklüğü de bu durumun izahına uygundur!
Şampiyonluğa giden Bursaspor’un kadrosundaki kaliteli oyuncuların, kaleye direkt atılan şutlarda bu denli isabetsiz olması anlaşılabilir değil!
Bu saatten sonra, bu seviyelere gelmiş ve bu işten ekmek yiyen futbolcuya topa nasıl vurulur, neresine vurulurun öğretisine gerek olmamalı...
Şut çalışmasını daha çok, daha daha da çok çalışın lütfen!
İlk yarı boyunca, üç direğin içini hedef alan bir, iki şut olsaydı; belki, şimdi daha farklı bir şeyler yazıyor ve söylüyor olabilirdik...
Şimdiii...
Gelelim, oyunun diğer yarısına...
İkinci yarı için yazılacak o kadar çok malzeme var ki inanın bu işe hiç girmeyeceğim!
Devre arasında gereksiz hallenmeler.. Başkanımıza yapılan sözlü sataşma...
Hakemler...
Fethiyesporlu iki, üç oyuncunun çirkeflikleri.. Omuzu çıkan bir oyuncumuz...
Bunlar, tali nedenler!
Yani, oyunun ikinci yarısı için ana etkenler değil!
İçeriye mağlup giren takımın, ikinci yarıda plan değiştirmesi çok normal...
Zaten, bana göre, Sait Fırtınalar hocanın bu müsabakaya takımını ilk yarıdaki gibi bir oyun planı içinde oynatması da pek anlaşılabilir değil!
Çünkü;
Şampiyon olma gibi bir lükse sahip değilsin!
Play-Of trenini de kaçıralı bayağı zaman olmuş.
Üstelik, sen göreve geldiğinde , sezonun ilk yarısında bu kadronun çok değişiğinden, yine bu beşli savunma hattınla 3 yemiştin!
Ee bir de en kötüsü olan, ligden düşme gibi bir korkun da yok...
Kır zincirlerini oynasın takımın o zaman...
Neyse...
İlk yarıdaki oyun süresince ikinci golü bulamamak, eğer;
İşin içinde farklı bir motivasyon kaynağı ile birlikte eş zamanlı olarak harekete geçmişse;
Rakip takımda bir tür iştah artışı yaşanabilir...
Bu durum, Fethiyespor tarafında gerçekleşti ve futbol oynama iştahı ile sahaya çıktılar.
Oyun şenlendi, şekillendi...
Tek kale oyunundan, çift kale oyununa döndü...
İşte bu anlarda bile, pozisyon yarattık, atamadık!
Sonrasında da dağılmaya başladık!
Özellikle, merkez ortada geniş alanlar bırakarak, rakibin direkt olarak, engel yaşamaksızın savunmamızın üstüne çökmesi başladı...
Hatlar arası kopukluklar yaşadık ve öndeki oyuncular birbirlerine uzak kaldılar!
İşte bu zaman diliminde, kompakt kalmayı becermeli ve merkez orta sahayı kaybetmemek için gereğini yapmalıydık...
İlk yarıdaki Mustafa hoca övgümüz, yaşayıp, gördüklerimizin ne kadar gerçeğini yansıtıyorsa;
Özellikle, 65-90 arasındaki dağılma için yapamadıkları ya da yapmadıkları konusundaki eleştirel gerçeği de beraberinde yansıtıyor!
Sonuç itibarıyla talihsiz bir maç yaşadık!
Buradan 1 puan mı aldık?
Yoksa; 2 puan mı kaybettik?
Bunun cevabını önümüzdeki haftalar içinde alabiliriz!
Belki yarın bile...
Eyüp ve Barış’ın kart cezalıları durumuna düşmeleri, önümüzdeki hafta Mardin takımı ile oynayacağımız maç için şüphesiz beklediğimiz bir durum değildi.
Futbol oyununda bu halleri yaşamak olası bir durum!
Esas önemli olan, onların yerine oynatacağın oyuncuları iyi hazırlamak!
Aldığımız bu sonuç sonrası birilerinin iştahları fena halde kabarmış olabilir!
Ancak, bu işin mutlu sonunu getirecek olanlar bu oyuncular, bu teknik ekip ve bu camia olacaktır!
Kaygıları, endişeleri, şüpheleri, korkuları koyun bir yana...
İnanmışlık ve adanmışlık galip gelecek bu yolda!