Bundan yüz yıllar öncesi...
Rivayet odur ki Şeyh Küşteri’nin bir tülbent, kül, iki çubuk, zeytinyağı ve iki pabuç ile yaşam verdiği, ruhunu kattığı hayal perdesi, cami inşaatından kaytardıkları için kellelerinden olan Karagöz ve Hacivat’ı geri getirmiş.
Tülbent perde olmuş, kül zeytinyağına karışmış, çubuklar pabuçları tutmuş, bir ışığın önünde yüzyıllar boyu süren, zaman geçse de pırıltısını yitirmeyen, asla eskimeyen bir taze ruh doğmuş.
Adına ister nükte deyin, ister mizah isterseniz de hiciv.
Elbette önceden de var olmuş ama bu ikili ile hayat bulmuş.
Yunus’un öğretisi de, Osmanlı’nın beylikten devlete geçiş emeklemeleri de, Şamanlığın İslamiyet ile tanışması da yoğrulmuş oyunun içinde. Kültürümüz gibi iç içe geçmiş, yıllardan bu yana söylenegelmiş...
Üç eksik olmuş beş fazla kalmış ama iki figürden fazlası olmuş.
‘Yar bana bir eğlence medet’ sözleri ile bir zıll-ü hayalden (hayal perdesi) hasıl olan bu ‘güldürüklü temaşa’ sanatı yıllar geçtikçe gerek Ramazan ayında iftar sonrasında gerekse sahir zamanda çocukların eğlenmesinde maharet göstermiş.
Gerçekte bu karakterler yaşadı mı bilinmez. Belki hiç dünyaya gelmemişlerdir ama tevatürler çağı aşmıştır, bugünlere gelmiştir.
Belki de bu iki karakter de bugünde yaşadığı gibi hayal perdesinden müteşekkildir. Bilinmez...
Bugün bildiğimiz şu ki, söylenceler yaşıyor.
Bugünlerde hayal perdesinden dışarı taşan hakikat, yeniden sokaklara, caddelere sinmeye hazırlanıyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin UNİMA (Uluslararası Kukla Sanatçıları Birliği) işbirliği ile gerçekleştirdiği Bursa Gölge Oyunları ve Kukla Festivali 14-23 Kasım tarihleri arasında 21.kez Bursalılarla buluşacak.

10’u yabancı 11’i yerli toplam 21 ekip 9 gün boyunca oyunlar oynanacak, çalıştaylar yapılacak, atölyeler gerçekleştirilecek.
Bundan yüzyıllar önce Orhan Camii’nin inşaatında son bulduğuna inanılan bir hikaye, yeniden yazılacak.
Kim bilir, oynayanları yad ettiğimiz gibi belki bir gün Şeyh Küşteri’yi de Bursa’nın bir yerinde hakkı teslim edilmiş bir şekilde görürüz...