Tarım tarafını konuşurken yine kapıyı çalan hayvancılık alanına da biraz bakmak gerekli. Sahadan gelen bilgilere baktığımızda ciddi bir damızlık hayvan sayısı düşüşü var.
Bahar başlangıcından bu yana sadece Bursa’da değil büyükbaş hayvancılığın yapıldığı birçok yerde ciddi şap vakaları görüldü.
Bu düşüşün en büyük etkilerinden birisi de ne yazık ki önlem alınamayan bu hastalık oldu. Son yıllarda sıkça gördüğümüz bu konu için hala koruyucu tedbirlerin tam anlamı ile hayatta olmadığını söylersem sanırım kimse kızmaz.
Şap hastalığı için hayvanların düzenli aşılanması, ahır ekipman ve araçların dezenfeskiyonu, biyogüvenlik prosedürleri ve hayvanların iller arası hareketinin sınırlandırılması gibi kalıcı ve yapısal çözümlere ihtiyacımız var.
ama bunu sağlamak için niyetimiz var mı yoksa ithal sığı almak daha mı kolay geliyor işte bizim bu konuda biraz kafa yormamız gerekli.
***
Damızlık hayvan yetiştiricilerinin ciddi sorunlarından biri de hayvanın fizyololik yapısındaki bozukluklar damızlık değerini düşürüyor.
Bu gruptaki hayvanlarda ineğin düzenli gebe kalamaması, düşük yapması veya buzağı verememesi, süt veriminin belirgin şekilde azalması ya da kronik hastalıklar nedeniyle genel kondisyonunun bozulması gibi durumları dahil edebiliriz.
Zaten bu unsurlar olunca da damızlık hayvan kesimlik hayvana dönüşüyor.
***
Süt konusu ayrı bir mesele. Ulusal Süt Konseyi (USK), geçen günlerde yaptığı açıklama ile güncel çiğ süt tavsiye fiyatını değiştirmeyerek aynı fiyatın bir sonraki toplantıya (ekim ayı) kadar devam edeceğini açıkladı. Yani yüzde 3,6 yağ ve yüzde 3,2 protein içeriğine sahip çiğ inek sütünün litresi 24,3 TL olarak satılıyor.
Süt maliyeti kurtarsa damızlık hayvanlar çok daha değerli olacak ama süt fiyatı da beklentinin altında. Gerçi süt verimi de yine şap nedeniyle düştü ama o da yine başta konuştuğumuz yapısal çözümlerin kararı ile değişecek bir şey.
Yine de süt fiyatının maliyeti karşılamaması da damızlık hayvanların kesime gönderilmesi sonucu ile karşımıza çıkıyor.
***
Tabii ki bir de yem konusu var. Yem maliyetleri inanılmaz yükseldi. Mısır silajı kuraklık tehdidi ile karşı karşıya. Kaba yem için ithalat meseleleri ve döviz hareketleri konusu var. Yonca ve saman da verim için yetersiz kalıyor. Kısaca hayvan yetiştiricisine uygun maliyetli yem üretecek bir sistem kuramıyoruz.
2025 itibarıyla yem hammaddesi ithalatı yaklaşık 12 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bunlar soya, mısır, kepek, etanol yan ürünleri ve çeşitli yağlı tohum küspeleri gibi ürünler. Biz tarım ülkesi değil miyiz neden üretimi planlamıyoruz?
***
Bugün gelinen noktada süreç gösteriyor ki bizi yakın bir dönemde yine et ve süt krizi bekliyor. Ya limanlarda yeniden Angus bekleyeceğiz ya da yapısal adımları konuşacağız. Ama ikincisinin zayıf ihtimal olduğunu hepimiz biliyoruz.
Bugün sahada üreticiler ile konuşursanız ciddi oranda ve gerçekçi(!) bakanlık desteklerine ihtiyaç var. Özellikle merkezi bütçeden damızlık hayvan yetiştiriciliğine ekstra teşvik, kredi ve hibeler gerekli.
Küçük aile işletmelerinin tıpkı küçükbaş projeleri gibi damızlık büyükbaş tarafında da hayat bulmasını sağlamalıyız.
Çünkü bugün kesilen damızlıkların yerine aynı hızda genç damızlık düve yetiştirilemediğinde sürü küçülüyor.
Küçülen varlıklar da bize yeni krizlerin kapısını aralıyor...