Birkaç ay oldu gidip görmediğimiz, fırsat bu fırsattır deyip düştük Muradiye’nin yoluna.
Nihai hedef Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul’da düzenlenecek Heritage Fuarı’na katılımına yönelik yapacağı bilgilendirmeyle ilgili basın toplantısı idi.
Ön bilgiyi vereyim: Bursa’nın Fethi’nin 700. yıl dönümü sebebiyle yıl boyunca düzenlenecek etkinliklerin bir ayağı da kültürel miras bilincinin artırılmasına yönelik restorasyon, arkeoloji, kütüphanecilik gibi faaliyetlerin ele alındığı ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek olan Heritage Fuarı’nda yapılacak.
Tekrar edelim, fethin üstünden 700 yıl geçti.
İşte bu 700 yıllık hikayenin en acıklı duraklarından biri olan, ‘hüzün bahçesi’ diye adlandırılan Muradiye’de Osmanlı hanedanının medfun olan isimlerinin türbe ve hazirelerini bu vesile ile yeniden ziyaret ettik, insana hem huzur hem de ürperti veren o yolları bilmem kaçıncı kez yürüdük.

Toplantı salonuna yaklaşık yarım saat erken gittiğimizi fark edince, gezmekten ziyadesiyle keyif aldığımız Muradiye El Yazmaları Müzesi’nin uhrevi atmosferine yeniden dahil olmaya karar verdik.
Gezdik, hafızalarımızı tazeledik, toplantının başlangıç saatine on dakika vardı.
Anladığım kadarıyla müze Osmanlı yadigarı bir yapı olduğundan ve konsepti el yazmaları ile Kur’an-ı Kerim’ler olduğundan toplantı başlayana kadar fonda bir ney sesi dinletmek hedeflenmişti ama görünen o ki Youtube’da ilk ‘ney müzikleri’ yazan playlist seçilmişti. Çünkü, salonda ney ile çalınan ‘Nazende Sevgilim’ yapı ile çok uyumlu bir görüntü sunmuyordu.

Naçizane, müzikleri belirleyen arkadaşlara (telife takılmayacaklarsa eğer) Aka Gündüz Kutbay ve Niyazi Sayın gibi üstatların taksimlerini öneririm. Çünkü mevcut şekliyle kültürel zenginliğe yapılan vurgudan ziyade iftar menüsü veren lokantalara benziyor salonlar…
Mekanın ortasında yer alan şadırvan bana Tanpınar’ın ‘Su sesi ve kanat şakırtısından, billur bir avize Bursa’da zaman’ dizelerini hatırlatmaya yetmişti ki, toplantının 45-50 dakikalık rötarı, beni o cümlelerin manasını yeniden esaslı bir şekilde düşünmeye itti. Belki bir aksilik oldu, belki acil bir program çıktı bilinmez ama bu gecikme, toplantı adına da büyük bir talihsizlik olarak kayda geçti.

Toplantının konuşmacılarından olan Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan, fuar ile ilgili kısa bilgiler verirken, Bursa’nın organizasyona üçüncü kez katıldığını söyledi. Akan, küresel çapta ağırlığa sahip olan fuarın yalnızca kültürel bir etkinlik değil, bu mirasın ekonomik boyutlarını da kapsayan büyük bir oluşum olduğunu sözlerine ekledi.
Akan’dan sonra sıra Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’de idi.
Başkan Bozbey, Bursa’nın kültürel mirasına yönelik sunum niteliğinde uzun bir konuşma yaptı. Fethin 700. yılı olduğunun altını kalınca çizen Bozbey, bol bol Bursa’nın evrensel değerlerine atıfta bulundu.
Avrupa’da müzeciliğin en önemli ödülü olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’nün (EMYA) 2027 yılında Bursa’da gerçekleştirilecek törenle sahibini bulacağını anlatan Bozbey, Heritage Fuarı’nda da “Beylikten İmparatorluğa: Başkentlerde Osmanlı Mirası” konulu bir panel düzenleneceğini söyledi.
Başkan Bozbey, hemen her konuşmasında Bursa’nın kültürel mirasından bahseder, ‘hikayeleri anlatılamayan şehir’ olduğumuzdan yakınır.
Haklı da…
Bursa, kocaman bir tarihi mirasın üzerinde kurulmuş, serpilmiş, hormonlu büyümüş bir şehir.
Bursa, sahip olduğu değerlere üvey evlat muamelesi yapa yapa, kendine yabancılaşmış bir şehir.
Bir çırpıda saydığımız tarımı, turizmi, dağı, ovası, havlusu, kestanesi, döner kebabı, bıçağı ile ünlenen, sonra da onlardan birer birer uzaklaşan bir şehir.
Evet ortada bir miras var.
Peki biz ‘mirasyedi’ tavrından vazgeçip bu mirası ileri taşımak için neyi bekliyoruz?