14 Nisan Şanlıurfa,

15 Nisan Kahramanmaraş.

Önümüzdeki hafta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayacak olan, belki de okulundaki sınıfındaki gösteriye hazırlanan 8 çocuğumuzu, 1 öğretmenimizi yitirdik.

Hamasi nutukları, suya sabuna dokunmayan sosyal medya paylaşımlarını, tembih eden açıklamaları bir kenara koyun ve şunu hep birlikte kabul edelim: Bu mesele siyasi bir mesele. Tıpkı geçmişte günlerce konuştuğumuz, günlerce üzüldüğümüz ancak bir şekilde geride bıraktığımız diğer trajediler gibi...

Sabah çocuğunu kahvaltısını hazırlayarak, giydirerek öpüp koklayarak okulun kapısına bırakan ailelerin günü morg kapısında noktalandı dün gece. Sabah çocuğuna sarılan aileler, gece birer tabut kucakladı.

Farkında mısınız, farkında mıyız?

Peki, neyi konuşalım?

Kayıplarımızın ağırlığını mı, hiçbir şey olmamış gibi davranmanın dayanılmaz hafifliğini mi?

Yoksa Mattia Ahmet Minguzzi, Narin Güran, Gülistan Doku gibi yitip giden gençlerimizi mi?

Ya da saldırı videolarını birbirine yollamaktan keyif alan, çeşitli gruplarda örgütlenen, ‘hesap sorulamayan’, ‘yönetilemeyen’ bir neslin gümbür gümbür gelişini mi?

Arka arkaya gelen iki saldırı sonrasında sıkça okul önlerinde tedbirlerin artırıldığına, daha geniş güvenlik önlemlerinin alınacağına yönelik haberler okuyacağız. İhtimaldir ki sendikalar eylemler yürüyüşler yapacak, aileler tedbiren çocukları okula yollamayacak, sıralar sınıflar boş kalacak.

Tuvalet kağıdı, sabunu olmayan okullarımızın, ceplerinde yemek yiyecek parası olmayan çocuklarımızın fiziki güvenliğini böyle sağladığımızı kabul edelim. Ya sonrası ne olacak?

Öğretmenlerin maaşlarını yükselterek ‘taltif’ ettiğimizi düşünelim. Hiçbir otoritesi kalmayan, ‘şikayet mekanizması’ ve ‘bilinçli aileler’ karşısında sürekli yeterliği sorgulanan öğretmenlerin mental durumu ne olacak?

Herkesin birbirini suçladığı, hemen her kesimin bir umacı bulduğu bir dönemdeyiz. Kimine göre sorumlu öğretmenler, kimine göre tv dizileri, oyunlar, haberler, sosyal medya, sevgisiz aileler. Kimine göre ise eğitim sistemi, eğitim sisteminin yönetim kademesi.

Bugün, Nöbetçi Gazete’de okuduğunuz haberde Eğitim-Sen Bursa Şube Başkanı Derviş Erdem, sorunların kaynağını ‘yanlış politikaların sonucu’ sözleriyle özetlemiş. Eğitimin teknik alandan, siyasi bir zemine çekildiğini ifade etmiş.

Aslına bakarsak, yaşanan gelişmelerin tamamı siyasi.

Çünkü maalesef sporda, eğitimde, sağlıkta, dini alanlarda siyasetin tahakkümünün olduğu, siyasi bağlantıların her alanda ‘iş yaptığı’, kurumların kendi kararlarını alamadığı bir dönemden geçiyoruz.

İşin kötüsü, tüm bu siyasi serüvende kimsenin sorumluluk kabul etmemesi ve insan hafızasının kolay unutma özelliğine güvenmesi. Kabul edilmeyen sorumluluklar, yaşanan eksikliklerin bedellerinin ödenmemesi şeklinde zuhur ediyor. ‘Acımız büyük’ paylaşımları ve ‘gün birlik günüdür’ temalı mesajlarla olay, çerçevesinin dışına kolaylıkla çıkarılıyor.

Yaşanan acılar ise son olmak yerine, yeni felaketin provası anlamına geliyor.