Amcam 50’lı yaşlarını devirmiş bir adam. Eski tüfek solculardan ama, öyle boş adam değil.
Okumuş, gezmiş, dayak yemiş, eyleme katılmış yani kendi tabirine göre “yaşamış”. Kendi bu kadar aktif bir gençlik evresi geçirdiği için benim şu anki durumuma çok üzülüyor ve “ot gibi büyüdün sen” diyor. Bunun sorumlusu da kapitalist düzen ve televizyonmuş.
Bu ikisi bizi sadece tüketmeye alıştırmış o yüzden üretmeyen, sadece oturduğu yerde g.t büyüten insanlar olmuşuz. Ben bu konuşmalara çok içerliyorum, istiyorum ki aynı şekilde karşılık vereyim ama babam kızıyor. İstiyorum ki babam cevap versin, ama o da susuyor. Amcama göre babam başarısız bir 'işbirlikçi'. Çünkü işçi sınıfı olduğu halde sermayeyi savunuyormuş. Ben babamın herhangi bir konuda birini savunduğunu görmedim. Amcam böyle söyleyince kendini bile savunmuyor ama amcam okumuş adam, böyle söylüyorsa bir sebebi vardır diye düşünüyorum.
Amcamın küçük bir tamirci dükkanı var. Dedem ölünce kalan paradan borç harç burayı açmış. Televizyon falan tamir ediyor, ben de ona yaz tatillerinde yardıma gidiyorum. Gerçi amcam bu durumdan şikayetçi. Haftalığımı hiç çaba harcamadan kazandığımı söyleyip yine düzene sövüyor. Ama hiç babama sızlandığını görmedim, işi gücü benimle.
Halbuki ben çaba harcıyorum. Çay taşıyorum, sabahları dükkanı açıp, temizlik yapıyorum. Bu benim gibi biri için büyük efor sarfettiren işler. Gerçi bunlar onun umurunda değil ama ben kendimi dükkanın önemli bir parçası olarak görüyorum. İstiyor ki lehim yapayım, transistörleri kontrol edeyim, o ekrana bakarken ben kondansatörleri bağlayayım ama ben yapamam. Aslında yaparım ama burası benim için bir 'yaz aşkı.' Annem okumamı istiyor, buraya bağlanamam.
İstikbalimi televizyon tüpleri arasında kazanamazmışım, annem öyle dedi.
Yine bir gün sigara almak için beni köşedeki bakkala gönderdi “al şu on lirayı git bir paket parlament al gel” dedi, ben de paranın üstü bende kalsın mı diye sordum. Amcam hafiften kızarak “oportünist p...venk” dedi. Bu laf çok ağırıma gitti hayır p***venk değil, öbürü. Anlamını bilmediğimden olsa gerek. İki adımlık mesafede sinirimden dolmuştum. Sanki sabrımın son noktasına ulaşmıştım. Paketi masanın üstüne koyup, amcamın yüzüne çemkirmeye başladım:
-Bana sistemden bahsedene bak oturmuş parlament içiyor. Hem madem bu kadar karşısın bu düzene niye dükkan açtın, neden para kazanıyorsun? Neden bana iş verip beni de bu düzenin bir parçası yapıyorsun?
Önce bir afalladı, sonra da paketi açıp bir sigara yaktı. “Nerden öğrendin lan sen bunları” dedi.
“Senin kitaplardan okudum biraz” dedim.
Dükkanın arka tarafında küçük bir oda vardı, amcam “solcu kitaplarını” o odada tutardı, yengem evde istememiş başına bela olur diye.
Bir an uzaklara dalar gibi başını sokağa doğru döndü, “Baştan kafa tuttuk ama sonradan iş değişti. Evlendim. Çocuğum olmadı ama olsun, ev reisi oldum ben. Sorumluluğum arttı bir yerde. Anlayacağın bıraktık o işleri” dedi, sonra vida sıkmaya devam etti.
Derin bir hayal kırıklığı hasıl oldu içimde. Baştan önemsemediğin bir yaranın gitgide büyüyüp acı vermesi gibi, ekmeği keserken elini de kesmek gibi. Yani insanın kendisinden kaynaklanan bir durum. Gözümde çok büyütmüştüm amcamı. Benim de falsom bu. Değer verdiklerimi bir anda yerle bir ediyorum.
Ertesi gün gitmedim dükkana, sonraki gün de. Sonra babam kızınca gittim, hiç konuşmadık. Durduk yere “haftalığına zam yaptım” dedi.
Yüzüne baktım; gülümseyince özür diledim.
Amcam; yılların verdiği olgunluğun karizmasıyla sigarasından bir fırt çekip, “S****r et boşver” dedi. Ben de öyle yaptım.