Bugün hayatın belki de en hassas, en narin ve ne yazık ki en görünmez köşelerinden birine değinmek istiyorum: Devlet korumasındaki kimsesiz çocuklar.

Aslında kimsesiz değiller, ülkemizin devletçilik geleneğinin gölgesi her daim üstlerinde.

Eğitimlerine devam ediyorlar, arkadaşlarıyla birlikte yaşıyorlar, temiz yataklarda yatıyor ve temiz kıyafetler giyiyorlar...

Bursa Valisi Erol Ayyıldız ve eşi Uzm. Dr. Dilek Didem Ayyıldız bu konuya oldukça önem veriyor.

Ve söz konusu çocukları kendi çocukları gibi görüp onların derdi ile dertleniyorlar.

Bu çocuklar hayatlarının henüz başında büyük fırtınalara yakalanmış, gemileri hasar görmüş minik denizciler.

Ebeveynlerinden birini ya da ikisini birden kaybetmiş olanlar yeniden anne ya da baba demenin insan için ne kadar zorlayıcı olduğunu bilirler, ben de biliyorum.

Ama bu çocuklar yeniden güvenebilecekleri birilerine "ailem" demek istiyor.

Ve bunu diyebilmeleri için bekledikleri şeyler konaklardan, çok lüks eşyalardan, arabalardan oluşmuyor. Yuva kelimesinin sıcaklığını hissetmek istiyorlar.

Biz dışarıda normalleştirdiğimiz hayatları yaşarken kapalı kapılar ardındaki minikler yaşlarının getirdiğinden çok daha büyük sorunlarla yüzleşiyor. O minik eller, güven ve sevgiyle tutacak bir el arıyor.

İşte tam burada Koruyucu Aile Projesi devreye giriyor.

Koruyucu ailenin tanımı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından şu cümlelerle yapılıyor:

"Koruyucu aile; çeşitli nedenlerle öz ailesi yanında bakımları bir süre için sağlanamayan çocuklarımızın kendi aile ortamlarında eğitim, bakım ve yetiştirilme sorumluluğunu kısa veya uzun süreli olarak, ücretli veya gönüllü statüde devlet denetiminde paylaşan, hissettikleri toplumsal sorumluluğu gösterebilen uygun aile ya da kişilerdir."

Koruyucu ailelik, evlat edinmeden farklı olarak süreli ve geçici bir hizmet.

Ancak koruyucu aile olup evlat edinmek isterseniz daha avantajlı konumdasınız.

Yanlış bilinen bir bilgiden de bahsetmek istiyorum...

Sadece evlilik birliği içerisindeki çiftler değil, bekar kadın ve erkekler de koruyucu aile olabiliyor.

Yani devlet, medeni durum ve cinsiyet ayrımı yapmıyor. Bir çocuğa kalbini açmak isteyen herkesi ve aile şefkatini hissetmek isteyen bütün çocukları destekliyor.

"Ya o çocuğun travması çok büyükse?", "Ya onu yeterince sevemezsem?", "Ya sonra geri vermek zorunda kalırsam?" gibi sorular ne yazık ki hala bu konuyla ilgili sorulan sorular arasında.

Oysa bahsettiğimiz sistem bu zorlukların aşılması için kurulmuş. Devlet, maddi ve manevi desteğini sürdürerek aileleri bu yolda yalnız bırakmıyor.

Koruyucu aileler mükemmel olmak zorunda değil. Tıpkı hiçbirimizin ailesinin mükemmel olmadığı gibi. İhtiyaç duyulan şey, çocuğun yaşadıklarını yargılamadan, sabır ve sevgi dolu bir hayatı ona istikrarlı olarak sunmaktır. Çocuğun ihtiyacı olan şey "ailem" diyebilmektir.

Bir çocuğun hayatındaki dönüm noktası olmak sizin elinizde. Kalbinizde bu cesur adımı atacak güç varsa siz de bir çocuğa bir aile olabilirsiniz. Çünkü sevgi paylaştıkça çoğalır ve siz de minik bir eli tutarak bir çocuğun ve belki de bir neslin bütün geleceğine dokunabilirsiniz.