Papa XIV. Leo sonunda 5 yıldızlı, ultra süpersonik, her şey dahil Türkiye ziyaretini tamamladı.

Katolik dünyasının lideri ve Vatikan Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi daveti üzerine yapılan bu güzel Anadolu kültür gezisi zaten ekümeniklik iddialarının gölgesinde tartışmalı başlamıştı.

Papa İznik Konsili’nin 1700. yılı için özel bir ayin de yapacaktı.

Peki ilk İznik Konsili’nde ne olmuştu?

İznik’te yapılan ilk konsilde Hristiyanlar için Hz. İsa'nın 'Tanrı' olduğuna dair inanç benimsendi. İsa'nın ilahi doğası, kilise birliği ve ekümenik otorite şekillendirildi. Roma İmparatoru Konstantin’in de siyasi otoritesini sağlaması adına çok önemliydi. Dolayısıyla o da bu konsile bu amaçla katılmıştı.

Günümüze gelecek olursak “Hristiyanlığın ideolojik doğuş noktasına geri dönüş” olarak ifade edilen bu ziyarete kimileri Atatürk’ün izin vermediğini söylerken, kimileri ise “O zamanlar Papa elekçi zevcesi gibi gezmiyordu” diye uzun tartışmalara girdi zaman zaman.

Papa'nın yurtdışına gerçekleştireceği ilk ziyaret olan Türkiye tatilinin rezervasyonunu yapılmasıyla birlikte Türk Ortodoks Topluluğu da İncil'den paylaştığı imalı bölümlerle bir takım şeylere dikkat çekti.

Ancak sonuç olarak yine o konsilin yapıldığının iddia edildiği bölgeye Cuma günü bir Papa indi helikopterinden.

Eski Papa’nın vasiyeti üzerine...

1700. yıl ayini için...

Önemli bir şeye benziyor değil mi?

Neyse, ben bilmem, tarihçiler daha iyi bilir...

Ben bilmem, ama...

Birileri çok iyi biliyor olacak ki konsilin nerede yapıldığı hala tam olarak bilinmezken "konsilin yapıldığı yer” üzerine inşa edilen ziyaret de muhteşem bir pazarlama zekasıdır gözümde.

***

Biz de mesleki kaygılarımızla ziyareti takip ettik İznik’te.

İznik’e gittik gitmesine de...

Önce İznik’e girmesi bir dert oldu.

Araçtan indiğimizde ayinin yapılacağı yerin bir sokak arkasında bulunuyorduk.

Emniyet ekiplerinin bulunduğu alana yöneldik sokakta.

Dediler ki “Giriş burada değil”.

Dedik “nerede”.

Yan sokakta olduğunu söylediler.

Biz de oraya gittik. Ama tabii bunu yaparken sokağı boydan boya ikinci kez yürüdük.

Tekrar sorduk “Giriş burası mı?”

Dediler ki “yan sokakta”.

Tekrar aynı şekilde başka bir sokağa girdik.

Bu sırada kum yüklü, lastiği indirilmiş damperli kamyonlar bekliyordu sokak başlarında güvenlik sebebiyle.

Yeni bir sokağı arşınladık.

Yine aynı cevabı aldık.

Sokaktan çıkarken bir vatandaşın bahçesindeki aracı güvenlik ekipleri tarafından çektiriliyordu. Tartışmanın bir kısmına şahit olduk biz de. “Özel mülkümdeki özel araç...” diyordu balkondaki kadın...

Sonraki sokağa girerken de yaşlı bir teyze durumdan yakınıyordu. Kızına gitmek istediğini ancak yolun kapalı olduğunu söyledi. Yol kapalı olumca, yengesine gitmek istemiş orası da kapalıymış, o da olmayınca başka bir akrabasına gitmek istemiş ve yol yine kapalıymış.

Neyse, biz de farklı bir sokak üzerinden şansımızı denemek üzere yol almaya başladık.

Sanırım yedinci ya da sekizinci denememizde doğru sokağı bulmuş ve bir buçuk kilometre yol yürümüştük.

Yoğun güvenlik tedbirleri arasında basın için ayrılan alana girerken basın kartı sahibi olmayanların içeriden çıkarıldığını öğrendik.

Nasıl içeri girdikleri de gerçekten çok düşündürücü.

İlginç...

Alana giriş yaptık. Papa’nın ziyareti için yaptırılan iskelenin yan tarafındaydık.

Yan tarafı dediysem lütfen yanlış anlaşılmasın.

İskele üzerindeki insanların kıyafetinin rengini bile çıplak gözle seçmek mümkün değildi.

Gözlükle de değildi.

Kameramla çektiğim fotoğrafta da mümkün değildi.

Fotoğrafı iri pikseller denizi haline getirdiğimde ancak tahmin edilebilirdi.

Merakla beklenen ziyaretçinin helikopterinin İstanbul’dan kalktığı haberi geldi.

Haber gelir gelmez bir görevli “fotoğrafçılar gelsin” dedi.

Biz de gittik “fotoğrafçılar” olarak peşinden.

İlk kapıda ön sıralardakilere tek tek kurumunu sordular.

Biz arka taraftaydık...

Uluslararası basın sorgusuz içeri alınıyordu.

Görevli hanımefendi “Hürriyet, Milliyet var mı?” dedi.

İçimden “Vardır herhalde, olmaz olur mu hürriyet-milliyet” diye geçirdiğim sırada Bursa basının içeri alınmadığını ifade etti.

“Nasıl yani” diye düşünürken herkesin onu takip etmesi gerektiğini söyledi.

Ben de “Vardır bir hayır” diyerek dediğini yaptım.

Günün sonunda fark ettim sanırım organizasyonun yapıldığı İznik’in bağlı olduğu Bursa’da faaliyet gösteren basın mensuplarının içeri alınmadığını söylemek istiyordu.

Ben de böyle bir cümle kurmanın mantığını kendi içimde düşünürken yanlışlıkla içeri girmişim. Çünkü bana kimse “Cebindeki ne?” sorusundan başka soru sormadı. Ona da “telefon” dediğimde “geçebilirsin” dediler zaten.

Ayin yapıldı oradaki görevimizi tamamladık. Nispeten daha kısa sürede arabaya ulaştık. Bu sefer de İznik’ten araçla dışarı çıkma zorluğunun tarifsiz “mutluluğu” içindeydik.

Biz bunları yaşarken göremedik ama Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Papa'yı helikopterden inerken bizzat karşılamış.

Şehrin anahtarı onda tabii...

Kendi sosyal medya hesabında seramik hediye ederken fotoğrafı bulunuyor.

Muhtemelen betimlemesi Elbeyli Mahallesi’nde bulunan ve MS 4–5. yüzyıla tarihlendirilen İznik Hipojesi’nden esinlenmiş.

Bu gibi ziyaretlerde yapılan konuşmalar kadar verilen armağanların da mesajları önemli.

Ancak seramikte kullanılan desenler zaten herkesçe kabul görmüş anlamlar taşıyabiliyor.

Bozbey'in hediye ettiği seramik tabakta öncelikle gözümüze tavus kuşu sembolü çarpıyor.

Seramikte kullanılan tavus kuşu özellikle Hristiyan sembolizminde sonsuz hayat ve cennet anlamına, Selçuklu'da ise devlet gücü anlamına geliyor.

Tavus kuşunun kuyruk tüylerindeki "gözler", her şeyi gören Tanrı'yı ve Kilise'yi sembolize ediyor.

Papa’nın ziyareti üç gün sürdü.

Dünya da üç günlük zaten.
Uluslararası basından okuduğuma göre İstanbul’da Sultanahmet Camii’nde ziyaretine devam etmiş haşmetli konuğumuz.

Müezzin Aşkın Musa Tunca, ziyaretin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, tur sırasında Papa’ya dua etmek isteyip istemediğini sormuş, ancak Papa sadece camiyi ziyaret etmek istediğini söylemiş.

Musa Tunca ile şakalaşmaları olmuş. Çıkışta da Papa, giriş kapısı olan ve üzerinde "Çıkış yok" yazan bir kapıdan dışarı yönlendirildiğini fark edip Tunca’ya "Çıkış yok" demiş.

Tunca da altta kalır mı? Yapıştırmış cevabı...

"Dışarı çıkmak zorunda değilsin, burada kalabilirsin" demiş.

Şakalar, komiklikler, espriler...

Dedeyi eğlendirip sonunda memleketine sağ salim uğurladık.

Şimdi kendi gündemimize dönme zamanı/mı acaba?