Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz hizmete geldiğinden beri geçen iki yılı düzenlediği bir basın toplantısında değerlendirdi.

Toplantının düzenlendiği Barış Manço Kültür Merkezi’nin dış kapısından içeri girerken çoğu kişinin yüzünde şaşkınlık gördüm.

Sebebi Bursa’nın fethinin 700. yılına özel yapılan düzenlemeydi.

Bahçeye bir otağ kurulmuştu Türk kültürüne atıfta bulunarak.

Ancak burada şaşılması gereken şeyin şu olduğunu düşünüyorum:

Yıldırım’da son iki yıldır yapılan hizmetleri dinleyecek ve duyuracak katılımcılar Yıldırım’ın nadide kültür merkezi ‘Barış Manço’da Kültür Sanat Sezonu’nun başlangıcından beri yani, tam 4 aydır olduğu gibi duran bu tematik alanı yeni görüyordu.

Hadi Yıldırım’a işiniz düşmedi, ama hiç basın bülteni de okumuyorsunuz sanırım...

Bu sabah herkes Yıldırım’da ne yapıldığını, Yıldırım’ın neye ihtiyacı olduğunu anlatır durur şimdi...

Ama benim derdim başka...

***

Acıların son kullanma tarihi olmaz.

O yüzden yakın zamanda yaşadığımız bütün bir ülkenin kalbine ok gibi saplanan deprem gerçeğinin hepimiz farkındayız, hala hissediyoruz.

Ve bu acılardan birilerinin çıkarmaya çalıştığı kar paylarının da.

Bursa uzun yıllardır ülkemizde en yoğun göç alan iller arasında.

Yıldırım da aynı şekilde, Bursa’nın en çok göç alan ilçesi.

Peki bir insan Yıldırım’a nasıl ve neden göçer?

Genellikle daha küçük illerden, evin muhtemelen genç erkeklerinden biri, bir akrabası vasıtasıyla şehirde iş bulur...

Hangi ilçede olduğunun bir önemi yok.

Merkez ilçelerdeki sanayi bölgesinde de olabilir bir inşaatta da.

Ekonomik sıkıntılar çeken ve iş bulmak için geldiği şehre dımdızlak gelen kişi, haliyle en ucuz kiraya çıkabileceği noktayı arayacaktır yeni yerleşimi için.

Bu da bize Yıldırım bölgesini işaret ediyor gibi.

Yıldırım Bursa’nın göçten varılan kapısıdır. Göçe değil evet, göçten varılan kapısıdır.

Taze Bursalımız büyük olasılıkla önce bir akrabasının yanına yerleşir ya da çalışma arkadaşlarıyla yaşamaya başlar...

Kira ödemeye kimin canı dayanır?

Benim dayanmaz.

Eğer kaldığı ev müstakilse, parası olduğunda o evin yanına tek katlı bir bina dikiverir hısım-akrabanın yardımıyla...

Ev hazırsa işte şimdi memleketten aile gelebilir.

Eş, belki anne-babayla yeni eve yerleşilir.

Sonra çocuklar doğar, belki gelin-kaynana kavga eder.

Eve bir türlü sığılamaz.

E anne babayı sokakta bırakmak olmaz.

Hemen evin üstüne bir kat daha çıkılıverir, kardeş varsa bir kat daha...

Köyden akraba gelir, mahalleden komşu gelir o da ilk evin karşına bir ev yapar aynı böyle. Bir başkası gelir onun yanına yapar.

Hem çıkmaz sokağın hem de kaçak yapının nasıl ortaya çıktığını öğrendik.

Su açtırılır, elektrik açtırılır.

İmar affı gelir tapu çıkartılır.

Yıllar sonra ev sahibi olarak önümüze iki seçenek çıkar:

Ya o aslına uygun yapmadığımız yaptırmadığımız yuva ilk depremde başımıza yıkılır

Ya da belediye depremden önce davranır, eviniz başınıza yıkılmasın diye tam da bu şekilde kurulan ve artık sıkış tepiş, dar sokaklı mahallenizi kentsel dönüşüme sokar.

İkinci seçenek karşınıza çıktıysanız şanslı sayılırsınız.

Çünkü hala hayattasınız.

Eviniz kentsel dönüşüme girdi diyelim.

Biraz daha şanslıysanız ve paranız varsa, gerçekten güvenli ve insanca yaşanabilecek o evler yapılana kadar başka uygun fiyatlı bir yerde yaşamınızı idame ettirmek zorundasınız.

Paranızın olduğunu varsaymıştık, eviniz tamamlandıktan sonra yeni yaşamınıza başlayabilirsiniz.

Ne kadar kolay anlatması... Hayatta hiç zorluk yaşamamış, acı çekmemiş insanlara okuması da kolay.

Yıllar önce inşaat mühendisi bir arkadaşım Bursa’ya geldiğinde "Burası devasa bir şantiye" demişti.

Önümüzdeki sene tekrar geldiğinde nasıl adlandırır tahmin bile edemiyorum.

Kentsel dönüşümü destekliyorum.

Bütün insanlar sosyal donatıların olduğu, güvenli duvarlarla çevrili, depremde yıkılmayacak, yemyeşil bir bölgede parasını gerçekten kolaylıkla ödeyebildiği bir evde yaşamayı hak eder.

Belli ki Yıldırım da ciddi bir dönüşümün arifesinde. Daha öncekilerden çok daha büyük...

Başkan Oktay Yılmaz’ın anlattıklarından benim anladığım bu.

Yıldırım’da kentsel dönüşümün nasıl olması gerektiği hakkında Yıldırım’a aylardır adımını atmamış insanlar elbette ki fikir beyan edecektir.

Ama Oktay Yılmaz’ın Yıldırım’a kulak vereceğini düşünüyorum.

Kendisi de bunları söyledi.

Ama kısa bir not...

Kentsel dönüşümün ardından burada yaşayacak herkes için az önce saydığım güzel yaşamla beraber, yıkılan yerlerdeki ‘güvenli mahalle kültürünü’ yaşatabilmek asıl meziyet.

Bu mahalle kültürünü yaşatabilmek için e o bölgedeki hakim kültürü bilenlerin tasarım ve inşa süreçlerinde olması gerekiyor.

Yıldırım’a gitmeden birinin ‘Yıldırım’ın geçirdiği süreci ve orasının ihtiyacını anlatamayacağı gibi o mahalleyi bilmeyen de, o bölgenin mahalle kültürünü yaşatamaz.

Umarım tüm bu ‘dönüşümler’ önce kendimize bir dönüş olur da kentimizle birlikte belki biraz biz de dönüşürüz.