Vakti zamanında, bulunduğum bir sohbet toplantısında konuşan CHP’li bir isim, “CHP’yi yönetmek Türkiye’yi yönetmekten daha zor diyorlar ya vallahi doğru” demişti.

Öyleymiş, görüyoruz.

Gündemimiz İstanbul İl Başkanlığı'ndan içeri tek başına giremeyen Kayyum Tekin, bitmeyen mutlak butlan hayalleri, yıllar sonra kıpırdanan CHP'yi ekarte etme çabaları, memleketin temel hastalığı 'küçük olsun, benim olsun' sendromu...

Peki tüm bu yaşananların yereldeki yansıması nasıl?

47 yıl sonra kazandı CHP, Bursa’yı. Bu hem parti için, hem il başkanı için hem de kazanan aday için büyük bir zafer anlamına gelmeliydi.

Ama...

Yerel seçimlerin üstünden geçen ortalama bir buçuk seneden sonra kulislerde, sokaklarda CHP'li Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey’in AK Parti’ye geçme ihtimali konuşuluyorsa CHP’nin kazandığı bu başarının ne anlamı var?

Elbette niyet okuması yapacak değilim ama, içinde partinin adının geçmediği destek paylaşımları ya da yalanlama açıklamaları ne kadar inandırıcı sizce?

Hatta bu da yetmiyor, Bozbey’den başka isimlerin de geçiş için beklediği söyleniyor. Dedikodu kazanı hep kaynıyor, maşallah altını kısan da yok.

Kabul edelim, borç yükü ile uğraşan, kimi projelerin bir türlü bitemediği bir şehir devraldı Bozbey. Göreve geldiği ilk günden itibaren yaptığı konuşmalarda da mali tablodan ve kapatılmaya çalışan borçlardan bahsetti. İktidarın eli değdi, ödenekler eksildi, SGK borçları ortaya çıktı, gelirler düştü...

Sonrasında kimi AK Parti döneminden kalan, kimi yeni geliştirilen projelerin açılışları yapıldı.

Ahali, Bozbey’in elinde sihirli bir değnek olsun istedi, değdiği yere yenilik getirsin diye. İşin aslı, ekibi o kadar hazırlıksızdı ki seçim galibiyetine; yol haritası oluşturulması konusunda eksik kalınmıştı. Ama yine de coşku kısmından kotardılar işi, milli bayramların kutlanışı bile notu artırdı.

Yeni yönetimin kredisi elbette vardı, olmalıydı.

Yol kenarı otoparkları, ulaşım zamları, su faturaları gibi konularda eleştirilerin hedefi oldu Bozbey. Kervan biraz yolda diziliyor ama, en azından bazı hatalardan ders çıkarılıyor. Bazı kronikleşen sorunlar için ise esaslı bir neşter gerekiyor.

Büyükşehir Belediyesi’nde durum böyle. İlçeler için ise ilerleyen zamanlarda ayrı ayrı parantezler açmak gerekli.

Neyse, şimdilerde yine konumuz CHP içindeki güç kavgası.

Bozbey’in olası AK Parti transferi söylentilerinin yanı sıra, Yeşiltaş ile karşılıklı fotoğraf silmeleri, diğer belediye başkanları ile arasının pek hoş olmadığı söylentileri ile gidiliyor CHP’de ilçe kongrelerine.

Yıldırım’da, Osmangazi’de kıyasıya mücadele var, delege seçimlerinde gördük.

Ama en büyük vaveyla Nilüfer’de kopuyor yine.

Adayların sayısı artıyor, demokrasi savaşında saflar netleşiyor. Bir yanda ‘rant’a karşı duranlar var, diğer yanda bağlantılarının verdiği güçle yola çıkanlar var. Temel işlevi koordinasyon olan bir koltuk için demokrasi havarisi triplerine giriliyor, övgüler diziliyor. Günün sonunda herkes mutlu, herkes başarılı.

Nilüfer’de CHP ilçe başkanlığı belki de memleketin en zahmetsiz işlerinden biri. Elbette göreve gelen başkanlar çalışıyor, çaba sarf ediyor ama ilçe CHP’nin kalesi olduğundan başarısız olma ihtimali pek yok. Bir de belediye başkanı değişirse eğer, sanki aynı partide siyaset yapmıyormuşsunuz gibi davranarak eski başkan aleyhine rahatlıkla konuşabiliyorsunuz. Ya da konuşturabiliyorsunuz. Hiç toplantılarda el sıkışmamış gibi, hiç birlik mesajı vermemiş gibi.

Sanki o dönem Nilüfer’de CHP yokmuş gibi.

Sonra yerelde bu fetret yokmuş gibi, ulusal çapta CHP’nin yaşadığı kayyım tehlikesine karşı mücadele için çağrılar yapılıyor.

Memleket genelinde parti için verilen mücadelenin layık-i veçhile yapılabilmesi için önce içte birlik olmak gerekiyor. O birliği partinin tüm kademelerine hissettirmek gerekiyor.

İşin özü, CHP oylarının zirve yaptığı şu dönemde başta yereldeki aktörleri sayesinde yine iktidarın en büyük adayı olduğunu tam anlamıyla gösteremiyor. Ortada önce partinin kurtuluşu, sonra da kazanılacak bir seçim var ama kimse durumun farkındaymış gibi davranmıyor...