2023’ün kasım ayındaki kurultay noktalanıp da CHP’nin yeni genel başkanının Özgür Özel olduğu ilan edildiğinde, yeni bir dönem başlayacağı belliydi.
Düştüğü yerden ayağa kalkarken üzerindeki kiri pası temizler gibi toparlandı parti örgütü. Hataları oldu, gereksiz işlere de kalkıştılar ama semeresini de aldılar.
Bu yenilik, 2024 Mart’ındaki yerel seçimlerde neredeyse tüm büyükşehirleri CHP’ye kazandırarak, CHP’yi yıllar sonra bir seçimde birinci parti yaparak gösterdi kendini. Güzel bir hava yakalanmıştı, anketler iktidar yolunun açık olduğunu gösteriyordu, ancak işler beklendiği gibi gitmedi.
Önce önceki dönem Hatay Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın şikayeti düştü ortamlara. Sonra yargı kanalıyla harekete geçildi ve kurultayın geçersiz sayılması için dava açıldı.
Tepkiler yükseldi, eleştiriler yapıldı ama nafile. İptal davası için girişimler hızlandı. Hal böyle olunca Özgür Özel bir olağanüstü kurultay ile yeniden genel başkan seçildi ama bu sefer de onun iptali için uğraşıldı.
Niyet, Ankara sınırları dışında muhalefet yapan Özgür Özel yerine çizilen çerçevede hareket eden zararsız bir ana muhalefet partisiydi.
Pazar akşamı, milli maç oynandığı sırada polis ablukasına alınan il başkanlığı binasında tansiyon yükseldi, sinirler gerildi. Sabaha kadar CHP’liler tarafından nöbet tutuldu, polis binaya girişe izin vermedi. Peki niye?
Bu devletin, bu milletin polisi neden bu ülkedeki bir partinin il başkanlığı binasına vatandaş girişine, partili girişine izin vermedi? Kim ne kazandı bu kararla?
Bu niyetin ilk temsilcisi Gürsel Tekin, pazartesi günü daha önce ‘polis eşliğinde girmem’ dediği, baba evi olarak nitelendirdiği CHP İstanbul İl Başkanlığı’na polis eşliğinde girdi. Kendisini kayyum olarak görmüyordu, ‘çağrı heyeti’ idi onlar. Arkadaşları tarafından daha yolun başında yalnız bırakılan bir heyetin inatçı temsilcisi olarak girdi il başkanlığına.
Delege bile seçilemediği, üyelik aidatını son dakika yatırdığı partiye tepeden inme geldi Tekin. Kapıları zorladı, istenmediği yere inatla ve ısrarla girdi. Girdiği il başkanlığı binası kapanınca da çaresiz kaldı.
Tüm bu rezalete değdi mi diye sormak lazım Gürsel Tekin'e!
Ardı nasıl gelecek, göreceğiz. 15 Eylül’deki kurultay davası kararına kadar daha neler olacak, merak ve endişe içerisinde bekliyoruz.
Ancak, dün demokrasinin gaz halini de gördük.
Yıllarca oturduğu koltuklarda seçim kaybetmenin dayanılmaz hazzı ile günlerini geçirenler, kazanılan ilk seçim galibiyetinin ardından biber gazı ve plastik mermiler eşliğinde delegenin, partinin, siyasetin iradesini hiç etmeye yeltendi.
Koltuğu geri almanın yolunu demokrasi değil de darbe olarak görenler, göstermelik meşruiyetlerine ağır darbeler vurarak girdiler o binadan içeri.
İnsan, böyle bir hakareti kendine neden eder ki?