Dün sanayi üretim endeksi verileri açıklandı. Düşen üretimin paralelinde ilginç şekilde enflasyonun da düştüğü bu şüreçte Bakan Mehmet Şimşek ılımlı yükselişin yaşandığına işaret etti. Ve ekledi:

Sanayimizi ileri teknolojiye, yüksek katma değere, nitelikli istihdama ve sürdürülebilirliğe dayalı bir yapıya dönüştürürken zayıf seyreden emek yoğun sektörlere yönelik desteklerimizi artırarak sürdüreceğiz.”

Bu kuşkusuz kalan sağlar için güzel bir haberdi. Çünkü Bunda 1,5 -2 yıl önce duyum aldığımız bazı basına kapalı toplantılarda bazı ekonomi kurmaylarının ‘kalan sağlar bizimdir’ diyerek sanayideki bu küçülmeyi göze aldığı izlenimi son buldu demek ki!

Ya da biz öyle görelim istiyorlar. Çünkü bugün ne yazık ki sürükleyici sektörlerde yüksek teknoloji yatırımı yapılan tek alan savunma sanayisi.

Ne yazık ki otomotivin de kimyanın da tekstilin de ve dahi makinenin de yüksek teknolojiye yatıracak kaynağı bu süreçte eridi gitti. Çin’in ölçek ekonomisi ve kağıt üzerinde kalan Ar-Ge çalışmaları sağ olsun kaynak ancak günü kurtarmaya yetti.

Üretimde kısmi iyileşme mevcut ama yine sektörel bazlı olarak her alanda bu iyileşmeyi göremiyoruz.

Ama bu kısa açıklamadan yola çıkarak artık HIT30 gibi mega projelerin yanı sıra artık emek yoğun alanlarda da desteklemelerin önünün açılacağını konuşabiliriz. Tabii ki emek yoğun sektör denilince ilk akla gelen konu da tekstil oluyor.

Sahi koca sektörde kapanan bunca firmayı, hasar alan markaları onarabilecek onlara kaybettiği pazarları geri kazandırabilecek miyiz?

Bunun cevabını hepimiz biliyoruz. Ama şu an enflasyon cenderesinden çıkmanın tek anahtarı üretimin talebin üzerine çıkması ile olacağı gerçeğini unutmamak lazım. Her alanda üretimi artıracak adımlar atılmalı. Tekstili zora sokup kıyafeti ithal etmek ne kadar mantıksız ise çiftçiyi zora sokup mercimek ithal etmek de aynı şekilde mantıksız.

Ama şunu yapabiliriz, düşük katma değerli yarı mamül veya tarım ürünü ithal edip onu daha yüksek katma değer ile satabilmenin de önünü açmamız gerekir.

Çünkü her şeyi sıfırdan üretip ülkede talep fazlası arz oluşturmamız ham madde tedariki için de uygun değil.

Öncelik elbette ülkenin kendi kendine yetmesi ama mesela kaliteli buğdaydan elde edilen yüksek kaliteli unla ekmek yapmanın da alemi yok değil mi?

Mesela bu ülkede kauçuk benim bildiğim yetişmiyor ama dünyanın ciddi kauçuk yan sanayi üreticileri özellikle akışkanlık elemanları konusunda global tedarikçi olarak hem Tier1 hem de After Market’te ciddi ciddi faaliyet gösteriyor.

Veri ve istatistik ilginç bir konu nereden bakarsanız ona göre yorum yapabilirsiniz. O yüzden başka bir örnek de vermek gerekli. Enflasyon ile baş ettiğimiz noktada perakende talebi artarken üretim sınırlı kalıyor.

Atlanan bu istatistik bize sosyolojik olarak da bir gerçeği ortaya koyuyor. İnsanlar yarın daha pahalı olacak diye bugün elindekini harcıyor.

Çünkü gelir adaletsizliği nedeniyle üretilen ekonomik değerin önemli bir kısmı zaten parasını kullanan azınlıkta. Üretim değişmedi. Zengin parasını piyasaya sunmasa bile geliri kısıtlı tüm hane halkının yatırım yerine alışverişe yönelmesini engelleyemedik. İnsanlar ihtiyacını geleceğe bırakıp daha zamlı almamak adına faize rağmen alıyor.

E bu da bize enflasyonun neden düşmediğini gösteriyor.

***

Konuyu dağıtmazsak, giden gitti kalan kaldı. Kalanı için de desteğin ışığı yakıldı. Üretim olarak da ayağa kalkmamız gerektiği birilerinin aklına geldi demek ki!

Umutlar 2025 ortasıydı, 2026 başı da aşıldı. Bize de yaz ola hayrola demek kaldı...