Türkiye’nin 2025 yılına ilişkin hanehalkı ya da bilinen adı ile aile istatistikleri yayınlandı. TÜİK’in anketinin en dikkat çeken konusu tek kişilik hanelerin sayısındaki atış oldu. Bununla birlikte ortalama hane halkı sayısı da düşmeye devam etti.

Türkiye'de 2008 yılında 4 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğü, 2025 yılında 3,08 kişiye düştü.

Yani her ailede 1 kişiyi kaybettik.

2014 yılında yüzde 13,9 olan yalnız yaşayan fertlerden oluşan tek kişilik hanehalklarının oranı 2025 yılında yüzde 20,5'e yükseldi.

Bakın bu rakamlar sadece birer sayı değil. Toplumu toplum yapan aile olgusunun nasıl bozulmaya başladığının göstergesi.

Türkiye'de 2014 yılında toplam hanehalklarının yüzde 7,6'sını tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkları oluştururken 2025 yılında bu oran da yüzde 11,3'e yükseldi.

Hazırsanız en sert konuya geliyorum. Çocuk!

2025 yılında toplam hanehalkı sayısı 26 milyon 977 bin 795 olarak hesaplanırken bu hanelerin yüzde 41,9'unda 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunuyor.

Bu Yüzde 41,9’un yüzde 19,1’inde ise tek çocuk var. İki çocuklu hane oranı da yüzde 14,1.

Yani ülkenin nüfus büyümesinin korunması için gereken 2,1 çocuk ortalamasının da altına doğru gidiyoruz.

Çünkü bu veriler gösteriyor ki kabaca Türkiye’de her 100 haneden 42’sinde çocuk var ve bu 42 hanenin 14’ünde de en fazla 2 çocuk var. Yine yaklaşık hesaplarsak Türkiye’deki 100 hanenin 72’si toplam çocuk sayısında 2,1’in altında!

***

Bu rakamları okurken elbette “neden” sorusu geliyor akıllara. İşte yine aynı araştırmadan bir sonuç veriyor bunun cevabını:

Açıklanan veriler ışığında Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranları:

2011’de;

Tek kişilik hane halkı : %10,5

Eşlerden oluşan çekirdek aile: %7,3

Eşler ve çocuklardan oluşan çekirdek aile: %22,3

2025’te;

Tek kişilik hane halkı : %9,8

Eşlerden oluşan çekirdek aile: %12

Eşler ve çocuklardan oluşan çekirdek aile: %21,8

Tercüme edersek, mevcut ekonomik koşullarda yalnız yaşayan kişilerin yoksulluk oranı aradan geçen 14 yılda düşerken evlenen kişilerin kurduğu o ilk aile yapısının yoksulluk oranı yaklaşık 5 puan gibi ciddi bir oranda artmış.

Üstelik eş ve çocuklardan oluşan hanehalklarının hala 5’te 1’i yoksul! 2025'te İnsanların hayatına her 1 yeni kişi dahil olduğunda yoksullaşma oranı arttı!

Şimdi düşünün bu şartlarda insanlar neden evlensin? Evlense neden çocuk yapsın?

***

Peki son olarak bir de Bursa’ya bakalım.

Bursa’da hanehalkı büyüklüğü 2008’de 3,70 iken 2025’te 3,06’ya düşmüş. Türkiye ortalaması 3,08 olduğunu düşünürsek ülkenin altındayız.

Bursa’daki hanelerin %57,6’sında hiç 0-17 yaş arası çocuk yok.

Çocuk olan hanelerin yer aldığı yüzde 42,4 içerisinde 1 çocuk olan hane oranı yüzde 20,8, 2 çocuk olan hane oranı yüzde 15, 3 çocuk olan aileler ise sadece yüzde 4,8, 4+ çocuk sahibi hane oranı ise yüzde 1,8.

Bursa’da tek kişilik hane sayısı 192 bin 914.

Yani Bursa, Türkiye ortalamasını neredeyse her kritik alanda aşağı çeken şehirlerden.

***

Ülkenin en büyük kaynağı insandır. Ve insan sayısı azalırsa ekonomi kendini koruyamaz. Küçülen ekonomiler ülkelere farklı sorunlar getirir. Ama kötü ekonomilerde de insanların çocuk yapması beklenemez.

İşte bu sarmal ülkemizi esir almaya başladı.

Demograf Wolfgang Lutz ve arkadaşlarının ortaya attığı “Düşük Doğurganlık Tuzağı” ismi ile anlatılan bu teoriye göre doğurganlık oranı belirli bir eşiğin altına düştüğünde ekonomik ve sosyal dinamikler bu düşüşü kalıcı ve kendi kendini besleyen bir kısır döngüye dönüştürür. Yani ekonomi kötüleşince doğum azalır, doğum azalınca ekonomi daha da kötüleşir.

Stanford ekonomisti Charles Jones da 2022 tarihli makalesinde düşük doğurganlığın yeni fikirlerin sayısında düşüşe yol açtığını, bunun inovasyonu körelterek ekonomik durgunlukla sonuçlanabileceğini savunmuştu.

Toparlarsak aile kavramı bireyselleştikçe elimizdeki ekonomik gücü kaybediyoruz. Aile toplumun temeli ve biz bu temelin sallandığını ısrarla görmezden geliyoruz.