Gökdere’nin üzerine konumlanan, bir noktada şehrin iki yakasını bir araya getiren Bursa’nın heybetli, azametli yapılarının başında gelir Setbaşı Köprüsü.

1800’lü yılların sonunda inşa edildiği tahmin edilen bu yapı depremler, savaşlar, yangınlar görmüş; tadilatlarla tamiratlarla bu günlere kadar sağ salim gelmiştir.

Cumhuriyet dönemine kadar üzeri ahşaptan olan, daha sonra köprü üzeri genişletilen ve betonla sağlamlaştırılan köprü, inşa edildiği günden bu yana milyonlarca insana yol oldu, eşi benzeri bulunmaz milyonlarca hikayeye ev sahipliği yaptı. Kimi zaman intiharlarla anıldı, kimi zaman kültür sanat hayatına figür olarak katkıda bulundu.

Yılların tanığı, şehrin estetik anlamda önemli duraklarından biri olan köprü, şu sıralar tadilat sonrası haliyle gündemde...

Bursa Karayolları 14. Bölge Müdürlüğü'nün ihalesini kazanan firmanın, köprünün yaya yürüyüş yolundaki kaldırımlarını değiştirerek mermer-traverten içerikli bir yapı ile kapladı.

Tamam da niye?

Restorasyon amacıyla girişilen işlerde estetik kaygının ikinci plana atıldığına artık hepimiz aşinayız. Köprünün ayaklarının güçlendirildiğini, yaya yollarının çelik konstrüksiyonlarla güçlendirildiğini de okuduk çok şükür.

Ancak bu mermer hamlesine gerek var mıydı?

Bir Allah’ın kulu da proje aşamasında çıkıp bu bölgenin yağmurlu ve karlı havalarda yürünmez hale geleceğini, ahalinin kayıp düşme ve dahi yaralanma tehlikesinin olduğunu söylemedi mi?

Bunu nasıl kimse düşünmedi? Ya da yaya yolunu mermerle kaplamak kimin fikriydi?

Tarihi mekanlar yıllar içerisinde yorgun düşebilir, güçlendirilmesi ve ayağa kaldırılması gerekir, buraya kadar her şey normal. Buradaki mesele, geniş bir perspektiften baktığımızda bölgedeki neredeyse hiçbir şeye uyum sağlamayan bu kaplamaların yapılması.

Bursa gibi zamana yenilen, çılgın betonlaşma ve kontrolsüz sanayileşme sevdasıyla, bir mirasyedi edasıyla yeşilini ve tarihi potansiyelini harcayan bir şehir için bu alanlar ‘son kurşun’ değerinde.

Şehir, kimliğini bu denli yitirmişken; Bursa’nın vicdanı olması gereken odaklar bu konuya ilişkin neden bir açıklama yapmadı, ya da yapacak mı merakla bekliyoruz. Örneğin Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın bu eser hakkında ne düşünüyor?

Söz konusu yenileme, Bozbey’in ‘şehrin hikayesi’ tasavvuruna ya da Başkan Aydın’ın ‘old city’ hayaline uyuyor mu acaba? Veyahut akademik odalar bu durumla ilgili bir hamle yapmayı düşünüyor mu?

Ya da topluca kaplamadaki mermeri ‘teneşir’ kabul edip, köprünün de selasını mı okuyacağız; ilerleyen günlerde göreceğiz...

Bugünden bildiğimiz tek şey vatandaşın durumdan rahatsız olduğu...