Sıcağıyla, yangınıyla, derdiyle, tasasıyla yıllar sürmüş gibi gelen yaz mevsimi bitiyor kıymetli okur.
Eylüle göz kırpmaya başladık. Sonbahar tabelası yavaştan görünür oldu.
Geride kalan yaklaşık yüz günlük zaman diliminde özellikle sosyal medyada bir serzeniş diğerlerinden sıyrıldı, ön plana çıktı: Kiraz meselesi!
Yaz denince ilk akla gelenlerden, vişnenin akrabası, kayısının yakın arkadaşı, karpuz-kavunun can yoldaşı kirazı bu mevsim gerçekten de göremedik, gönül rahatlığıyla yiyemedik.
Tabi sadece kiraz değil. Barbunya da yoktu pazar tezgahlarında vişne de, dut da.
Peki neden?

Nisan ayında meydana gelen ve ciddi zarar veren ‘don’ felaketi sebebiyle kirazın veriminde bu yıl hatırı sayılır oranda düşüş yaşandı. Mevsim şartlarından etkilenmeyen kiraz da ihracat kalemi oldu, başka ülkelere satıldı. Dünyada kiraz ihracatının lideri olan Türkiye’de ve dahi Bursa’da 36 il zirai felaketten ciddi bir şekilde etkilendi. Resmi rakamlara göre kaybın boyutu yüzde 50’leri buldu.
Hal böyle olunca, kimi zaman kilo fiyatı 750 liraya kadar tırmanan kiraz bir anda lüks oldu. İTO temmuz verilerine göre fiyatı en çok artan ürün haline geldi.
Adına maniler yazıldı, sosyal medya paylaşımları yapıldı.
Hem de doğduğu topraklarda, Türkiye’de.
Meraklısına dipnot olarak belirtmiş olayım; kiraz kelimesi, Giresun dolaylarındaki ‘Kerasus’ bölgesinden geliyor. Avrupa’ya da ilk kiraz ihracatının bu bölgeden yapıldığı düşünülüyor.
Uzun lafın kısası, yine topraklarımızda olan bitene yabancı kaldığımız bir süreç yaşadık.
Geçtiğimiz günlerde yine Nöbetçi Gazete satırlarından Ali Şahin’in ‘Bursa siyahının dalda kalma yolculuğu başladı’ yazısı ile meşhur Bursa siyahı incirinin ziyan olma sürecini okumuştuk.
Bereketiyle övündüğümüz topraklarımızla aramız açılıyor, bağımız kopuyor.
Peşi sıra gelen su kıtlığı haberleri ile kapıda olan felaketin boyutu katmerleniyor.
Bu sene kirazın başrolde olduğu bu yazıyı önümüzdeki kış için, bir sonraki yaz için hangi sebze/meyvelere yazacağız?
O da işin can sıkan bir başka kısmı...