11 Ayın Sultanı, paylaşma ve bereket ayı Ramazan, birkaç gün sonra sona erecek.
Hemen ardından gelecek Ramazan Bayramı ile tıpkı Ramazan’daki gibi barış, kardeşlik, paylaşma temalı reklam filmleri ve ağdalı bayram paylaşımları peşi sıra gelecek.
Peki gerçek ne?
Lüks mekanlarda verilen iftarlar, ödenen kabarık faturalar, fitre-zekat konusunda maksimum pintilik, bayram için çoktan yapılmış tatil rezervasyonları...
Şehirlere artısı ise boş kalan caddeler, rahatlayan trafik rotaları.
Gelelim Bursa’ya...
Maneviyatı kuvvetli şehrimizde son yıllarda baş gösteren bir uygulama, deyim yerindeyse bir gelenek halini aldı ve halkla ilişkiler kurmanın yegane yolu gibi görülmeye başlandı.
Mesele şudur ki,
Abdal Meydanı’nda yer alan ‘tahanlı pide’ ve ‘simit’ satan işletmeler iki-üç yıldır seçim kampanyalarının, Ramazan buluşmalarının ortak noktası oldu.

Önden giden yer kapıyor, eline fırıncı küreğini alıp ahaliyi tahanlı pide ile kavuşturuyor. Muhterem siyasetçilerimiz, kent yöneticilerimiz önlüğü sırtına geçiriyor, sahurun bereketi katmerleniyor.
İlaveten, boyna takılan bir Bursaspor atkısı ile taraftarlık duyguları gıdıklanıyor, şehrin takımına sahip çıkan şehrin siyasetçisi algısı güçleniyor. Meşaleler yanıyor, kortejler oluşuyor, tezahüratlar yapılıyor...

Sonra da gelsin kardeşlik soslu paylaşımlar, gitsin birbirinden mutlu pozlar.
Sahiden mi?
Yani, halka inmenin yegane yolu bu mudur? Necip milletimiz ile sofra etrafında buluşmadan bir organizasyon yapılamıyor mu?

Ya da kulağı diğer taraftan tutalım: Düzenlenen bu organizasyonlara katılanların ne kadarı ‘normal vatandaş’ ne kadarı ‘parti neferi?’
Elbette bu türden kalabalık buluşmalar siyasi anlamda bir konfor ve mutluluk alanı sağlıyor. Hatta ve hatta bu hatırı sayılır toplantılar siyaseten de güç kazandırıyor, bunları biliyoruz.
Bir siyasetçinin temel vazifelerinden biri halka temas etmek, beklentilerini ve taleplerini öğrenmek, eğer yetkili ise de çözüm konusunda yol gösterici olmaktır, farkındayız.
Ancak, siyasetin genelde de yerelde de tamamen ‘görüntü’ zeminine konumlandığını da biliyoruz.
İmajın her şey olduğunu, kalabalık ‘basın personeli’ olmadan hareket edilemediğini, akıllı telefonlar, kameralar ve fotoğraf makineleri olmadan yapılan her gezinin kadük kaldığını, bir instagram hikayesinin sessiz sedasız yapılan bir iyilikten kat kat önemli olduğunu bilince, buluşmaların yarattığı o kekremsi tat geçmiyor maalesef.
Hele ki o yardım kolilerini alan insanların yüzleri açıkça gösterildiğinde, yetmezmiş gibi mikrofon takıp kameralar aracılığıyla teşekkür etmeleri istendiğinde ‘iyilik’ yoldan çıkıyor, meta oluyor.
Tabi bunun bir de 'yardımlara muhtaç' vatandaşların yaşadığı bir 'sosyal devlet' oluşumuz boyutu var ama o bambaşka bir yazı konusu.
Yine de, sebep sonuç ne olursa olsun yapılan iş ne kadar samimi ya da ‘tebaaya karışmanın’ tek çaresi bu PR işleri midir diye sormadan edemiyor insan.
Daha bir de bu buluşmaların ‘gece döneri’ konulu bir serüveni var ki, onu da bayramdan sonra bir ara anlatırız.
Belki bayram gelmeden bu konuda da bir ‘paylaşım’ gelir, ne dersiniz?