23. Hafta müsabakası için güller diyarı Isparta’ya iki gün öncesinden gittik.

Yağışlı havaya rağmen futbol oynamaya elverişli bir zeminin olması sevindiriciydi.

Oyun her iki takım açısından biraz kontrollü ve temposuz başladı..

Top ile haşır, neşir olan taraf biz olmamıza rağmen, ilk çeyreklik dilimde pozisyon üretecek verimlilikte değildik.

İlk yarının büyük bölümünde ısrarla sol tarafı kullandık.

Halil’de kanadından içeriye dönük oynayınca tek kanatlı bir görüntü verdik.

Belki de, bu maça ve rakibe özel bir taktik uygulama vardı..

Oyunu sola yıkmak, Halil’i içeriye çekmek, Berişbek önünde uzun bir koridor yaratmak...

Sanırım, pek tutmadı ve koridoru da kullanamadık.

Topu 3. bölgeye taşımak açısından, ikinci bölge top alış verişlerinde Eyüp çok yalnız kaldı...

Soner, Eyüb’e biraz uzak oynarken, Muhammet de derine gelmeyince, hücum merkezinde sağlıklı pas bağlantılarını kuramadık.

Oyunun ilk çeyreği biterken, İlhan ile soldan kullandığımız bir serbest vuruş sırasında, Bursaspor alt yapılı eski oyuncumuz Ertuğrul, ceza sahası içinde 9 kusurlu harekete giren faulü yapınca penaltı kazandık!

Mami’nin güzel vuruşuyla gelen penaltı golünün hemen ardından bu defa kale sahası içinde Depe’nin getirdiği topu Musa ağlarla buluşturamadı.

3 puan almamız açısından maçın kırılma anı burasıydı...

Olmadı maalesef!

Kırılma anlarını bir türlü lehimize çeviremiyoruz!

Talihsizlik mi?

Beceriksizlik mi?

Bilemedim gitti..!

Temponun düşük geçtiği ilk yarı boyunca birkaç pozisyon üretirken; rakibe hiç pozisyon vermedik diyorduk ki
Kırmızı kart görmesi gereken Uğurcan’dan şaka gibi gol yedik..

Maçın hemen başlarında, kafa topu yüksekliğe ayak kaldıran ve Batuhan’ın ense köküne kramponlu ayak tabanını yapıştıran Uğurcan, tıngır, mıngır topu filelere yuvarladı!

Daha önce oynadığımız üç maça göre yavaş ve pozisyon üretmekte zorlandığımız bir zamanda duran toptan gelen hediye misali attığımız gol sonrası; yarının uzatmaları oynanırken yediğimiz bu gol hiç yakışmadı...

Rakip orta sahasından savunma arkamıza atılan top iki merkez savunucumuzun arasından gitti, gol oldu...

Hatalar silsilesi olmasa, olmayacakta...

O pozisyonda Ertuğrul ve Batuhan niye bir birlerine bu kadar yakın duruyorlardı?

Genç Kerem, kalesini niye terketti?

Müsabakanın ikinci yarısı da aynı düzen, aynı tas, aynı hamam şeklinde başladı..!

Oyuna müdahale eden hoca, fazla beklemeden 50. dakika başlarında Soner ve Depe’yi kenara aldı.

Doğrusunu da yaptı!

Buna rağmen, dağınık görüntü sergileyip, rakibe pozisyonlar vermeye başlayınca, bu defa Halil ile Muhammet’i kenara çekerek oyun momentumunu lehimize çevirmeyi düşündü...

Yıldız oyuncularımızdan sıfır verim aldığımız bu günde, yapılan değişiklikler çerçevesinde Halil’in oyunda kalması gerekirdi.

Oyunun ilk 30 dakikası hariç, ne oynadığımızı ve ne yapmak istediğimizi hiç anlayamadık...

Un var, şeker var, aşçı var!

Helva yok!

Bu Pazar Isparta’da güvendiğimiz dağlara kar yağdı...

Hangi dağlar?

İlhan, Mami, Soner, Eyüp, Halil,Ertuğrul.

Hepsi sınıfta kaldı!

Taşın altına ellerini bir türlü sokamadılar…

Sanki, ağız birliği etmişçesine hepiniz beraber birlikte bu kadar kötü olmamalıydınız...

Son iki üç haftaya bakınca, öylesine umutvar olmuştuk şu Isparta maçından!

Üstelik, sezonun ilk yarısında da evimizde yenilmiştik onlara...

Bu saatten sonra, kimse, lütfen hoca moca demesin..!

Her maçın bir öyküsü var ve her öykünün baş kahramanları da oyuncular...

Tamam!

Düşündürücü ve kahredici dedik!

Bu maçın öyküsü hazindi ve üzdü!

Ama

Güzel öyküleri de yazacak olanlar bu oyuncu ve hocalar...

Kendimizi toplayıp, bir silkinelim bakalım!

Çünkü;

Bu büyük taraftara ve her türlü gayreti esirgemeyen başkanınıza borcunuz var!

Borcun karşılığı olarak vereceğiniz şey ;

ŞAMPİYON olmak!

Ötesi kesmez ve kurtarmaz!