Günlerdir merakla beklenen Bursa Gastronomi Festivali’nin dördüncüsünü geride bıraktık.

Kısmet beşincisine diyelim ve izlenimlerimizi aktaralım.

Her festivalde değişe değişe gelen bir organizasyon anlayışı olduğunu artık kabul ettik. Yenilik adı altında bir şeyler yapılıyor, doğrusuna yanlışına bakılmıyor. Sonraki sene ondan vazgeçiliyor ve her sene bu döngü devam ediyor.

Öncelikle, festivalin neden her sene Merinos AKKM’de yapıldığını sorgulamak gerekiyor. Evet alan merkezi, ulaşım açısından nispeten daha kolay ancak arazinin engebeli oluşu zorluk yaratıyor. Özellikle yaşlılar, engelliler ve hamileler için uygun olmayan bir zemin söz konusu. Öte yandan arnavut kaldırımı ile kaplı yollarda bebek arabası kullanmak da sıkıntılı bir durum haline geliyor. Ana sahneyle stantlar arasındaki uzaklığın ve organizasyonun asıl amacının lezzet tatmak, yemek olduğunu da hesaba katarsak aradaki uzaklık pek mantıklı durmuyor.

Park sorunu çözülebilirse Mihraplı Parkı da festival için alternatif bir lokasyon olabilir. Bu değişiklik belki de ilgiyi ve cazibeyi de artırabilir.

Stantlar arası mesafe bu sene daha da açılmış. İlk sene dip dibe olan stantlar her sene uzaklaşıyor, bu olumlu bir gelişme ama yer-yön duygusu adına festival öncesi bilgilendirme yapılmamış olması bir handikaptı. Evet alanda tabelalar vardı ama, gidiş öncesi sosyal medyadan paylaşılacak bir kroki çok kullanışlı olurdu.

Yemek yenen alanlar haricindeki noktalarda dinlenme amaçlı bölümler konulabilirdi, ilerleyen yıllarda da konulabilir. Belli alanlarda çeşme konulması çok doğruydu.

Öte yandan daha önce uygulanan festivalin katılımcı listesi bu yıl paylaşılmadı. Kimin olup olmadığını öğrenmek için kullanışlı bir yöntemden vazgeçilmiş, umarım seneye yeniden bu uygulama hayata geçirilir.

Gelelim işin lezzetli kısmına...

Yıllardır süregelen serzenişler ve eleştiriler sonuç vermiş ve bu seneki festivalde yalnızca Bursa lezzetlerine yer verilmiş. Kebaptan kaçınılan, adım başı köftenin egemen olduğu bir etkinlik organize edilmiş. Şehrin lezzetlerinin ön planda olması amaçlanmış ancak alandaki genişlikten faydalanarak ‘alternatif lezzetler’ kısmı ile geçen festivallerin müşteri çeken bu lezzetleri de kendine yer bulabilirdi.

Ayrıca katılımcı firmalara belli ki çeşit sınırlaması getirilmiş, her stantta maksimum üç-dört ürün vardı.

Bu durum tercih açısından sorun yaratırken, markaların güvendiği ürünleri ön plana çıkarması için de avantaj sağlıyor. Ancak yine de önümüzdeki sene düzenleme yapılırken bu denge iyi sağlanmalı...

Yoksa yerel tatları tanıtalım diye yola çıkılan bir festivalde tavuk-pilav standının olmasının izahı yok.

Fiyat politikası ise yine Allah’a emanetti. Porsiyonlar kallavi ancak fiyatlar makul değildi. Halbuki ‘az porsiyon’ kavramı ile daha faydalı satışlar yapılabilirdi. Bursa’nın büyük markalarının alanda olması güzeldi ama gastronomi festivalinde 600 liraya Bursa Kebabı satılmaz. Fiyat işine artık bir standart getirilmeli.

Bir de kuyrukta bekleme işine bir çözüm bulunursa çok iyi olacak. Uzun kuyruklar tepedeki güneşin de etkisiyle bıkkınlık getiriyor, sebepsiz gerilmelere yol açıyor.

Kadın kooperatiflerinin alanı kalabalıktı, neşeliydi, çocuklar için ayrı bir bölüm oluşturulmuş olması mantıklıydı, ilçe belediyelerinin geçen seneden daha da aktif olması memnun ediciydi. Festivale misafir olarak gelen ülkelerinin mutfaklarının da ziyaretçilere tanıtılması da güzel bir detaydı.

Şehir dışından katılımın geçen senelere göre daha fazla olduğunu da söylemek gerekiyor. Bu da festivalin il sınırlarını aşma hedefini tutturduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak iyisiyle kötüsüyle Bursa’nın damak tadını yansıtmayı amaçlayan bir festivali daha geride bıraktık. Seneye daha iyisi olur mu, elbette olabilir. Bu sene doğru giden şeyler seneye bozulur mu, neden olmasın. Bunun için tüm paydaşlarla işbirliği şart.

Artık kendine ait bir sisteminin olması gereken organizasyonun temel taşları hâlâ yerli yerine oturmuş değil; mekân seçimi, fiyat politikası, katılımcı bilgisi gibi basit görünen ama etkili detaylar göz ardı ediliyor.

Bursa gibi gastronomi potansiyeli yüksek bir şehirde hâlâ ‘eksikleriyle de güzeldi’ demek zorunda kalmak ise dört senenin sonunda mideyi yakıyor.