Dün öğlen saatlerinde sosyal medyada İstanbul Valisi Davut Gül’ün katılığı bir televizyon programında sarf ettiği sözler gündem oldu!

Etin kilosu 800 lira; eğer size 600 liraya sucuk satıyorlarsa, bunun etten yapılmadığını anlamamız lazım. Bir hile vardır!”

Bu cümle altında derin manalar barındıran, felsefi bir bakış açısı ile toplumun bütün sorunlarını gözler önüne seren bir yaklaşımının karşılığı. Tıpkı “Koronavirüse karşı elimizde büyük bir koz var: Yakalanmamak!” cümlesi gibi.

***

Sayın Vali’nin anlatmak istediği şey elbette işin maliyeti ile satış fiyatının uyuşması gerekliliğinden yola çıkıyor ama halka lanse edilme biçimi ne yazık ki böyle olmadı. Özellikle sosyal medyada bu cümle sürekli köpürtüldü ve adeta etkileşim kasıldı. Yapılan yorumlar haksız mıydı? Bence bir çoğu doğruydu.

Ama işe biraz farklı bir pencereden bakalım:

Bugün sokakta herkes basit maliyet hesabı yapabilir. Bursa’da en ucuz yerde kıymanın kilosu 600 lira bandında iken sucuğun zaten 650 liradan ucuz olması beklenemez.

Ya da 6 kilo zeytinde 1 litre randıman alınan ve ambalaj-sıkma maliyeti ile bu sene lojistik hariç maliyeti 360-380 TL arasında olan zeytinyağının 250 liraya satılamayacağını herkes biliyor.

Peki neden alınıyor o zaman? Çünkü vatandaşlar ancak onu alabiliyor. Bugün ayçiçek yağının bile lüks olmaya doğru gittiği piyasada kaç aile 1 litre zeytinyağına 500-600 lira ödeyebilir? Ya da kaç aile evine düzenli kırmızı et veya %100 dana sucuğu alabilir?

Vatandaşın cebinde olan belli.

Ve zamanında Devlet Bahçeli’nin ibretlik sözleri hala akıllarda, “Evinizde çocuklar, televizyonun karşısına dizilmiş oturuyorlar, karşınızda reklamlara çıkan çocukların elinde çikolatalar, püskevitler... Birbirlerine ikram ediyorlar, yiyorlar eğleniyorlar... O çocuk aklından geçiriyor; ‘Benim de bir çikolatam olsa’, ‘Benim de bir püskevitim olsa’ diyor. ‘Anne bana niye almıyorsunuz’ diyor...”

İşte tam da bu yüzden o insanlar o sucuğu, o zeytinyağını, o yoğurdu alıyor, o döneri yiyor...

Bugün marketlerde et döner görünümlü tavuk döner satılıyor, esnaf lokantalarında ciğer adı altında tavuk ciğeri satılıyor.

Biz bunları biliyoruz herkes biliyor. Biliyor da çözüm bulamıyor...

Ama televizyona çıkıp gevrek gevrek maliyeti bu kadar eğer ucuzsa hile vardır demekle o çocuğun istediğini alamayacak babanın mahcubiyetine merhem olunmuyor!

Sayın valimize bir gerçeği hatırlatmak istiyorum!

Bu ülkede sucuk sınıfsaldır.

İyi bir sucuğu zenginler, ambalajlı dana sucuğu orta sınıf, dana görünümlü diğer sucukları da işçi sınıfı evine alıyor. Toplumun hala önemli bir kesimi gerçek sucuğun tadını bilmiyor.

Devlet Bahçeli’nin püskevit örneği gibi çocukların ekranda görüp en çok istediği şeylerin başında sucuk geliyor. O yüzden Davut Gül’ün benzetmesi bu kadar ses getirdi.

***

Şimdi bildiğimiz bir konuya daha gelelim;

Bu ülkede bir gıda kodeksi var. Ama bunun denetimi için sahada olan kim? Mesela Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilçe müdürlükleri bu konuda yetkin denetimler yapabiliyor mu?

Güvenilir Gıda Lisetesi eskisi kadar yüksek sayılı veriler ile güncellenmiyor. Üreticiler mi yola geldi yoksa denetimler mi yavaşladı?

Üreticiler yola geldi ise yöresel pazarlarda satılan dandik sucuk ve internette satılan tenekesi 1250 lira olan zeytinyağı neden hala var?

Sağlığa zararı yoksa bu ürünler elbette satılacak ama marka değeri için de farklı ifadelerin ambalajda olması zorunlu hale getiriliyor ya işte bu denetlenmeli.

Mesela eskiden sucuk benzeri ürün vardı. Şimdi onların bir çoğu Sucuk diye satılıyor. İçerik denetimi tam yapılmayan nice ürün piyasada dolaşıyor.

Bizim bunları konuşmamız ve yetkili isimlerin bunu engelleyecek adımları atması gerekirken, ‘maliyetin altındaysa hile vardır’ diyerek konu kapatılamaz.

O zaman sorarlar ‘Hile varsa nasıl satılıyor? Engelleyemiyor musunuz? Yoksa engellemek mi istemiyorsunuz?’ diye...