Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey eylül ayı değerlendirme toplantısını yine yoğun bir katılımla gerçekleştirdi.

Bana kalırsa toplantının en can alıcı kısımlarından biri Bursa’nın su problemi oldu.

Başkan Bozbey barajlardaki doluluk oranının yüzde 3,34 seviyesinde olduğunu söyledi.

Bu rakamlarla su kesintisi yapılmazsa ve barajlara hiç su gelmezse Bursa’nın 6 günlük su rezervi kalacak.

Tam da bu anlarda BUSKİ’nin internet sitesini kontrol ettiğimde bugüne dair verilerin siteye düştüğünü ve artık doluluk oranlarının yüzde 2,33 olarak güncellendiğini gördüm. Barajlardaki su tükenmek üzere.

Tükenir elbet.

Ama öncelikle odaklanılması gereken nokta bence vatandaşın kullandığı değil, vatandaştan kat be kat fazla su tüketen, Bursa’nın yer altı sularını, doğasını kirleten sanayi tesisleridir.

Yeraltı sularını kirletin, denizi kirletin, gölü kirletin, "Yok biz geri veriyoruz suyu" deyip kaplıcamsı, ılıca suları geri verin denize - göle, toprağı kirletin, ağacı kesin-yakın, havayı, ciğerlerimizi kirletin, maden için toprağın altını üstüne getirip hem altını hem üstünü götürün...

Oh ne ala memleket!

Mustafa Bozbey açıklamalarının sonunda çevrecilerin dediği her şeyin eninde sonunda gerçek çıktığını söyledi.

Bakalım çevre savunucuları daha önce neler söylemiş...

Bursa’da güzide bir gölümüzün kıyısında, zeytinliklerle çevrilen ve birinci derecede tarım arazisine kurulan kârlı bazıgiller Bursa’nın yeraltı sularına zarar vermiyor muydu?

E bunu söylemişler.

Kendim de pek yorum yapmadan CHP Bursa Milletvekili Kayıhan Pala’nın geçmişte ilgili fabrikaya ilişkin bir cümlesini aktarmak istiyorum:

“Çiftçiler ve çevre örgütleri, mısır nişastası üretiminden kaynaklanan atıkların yer altı sularına karıştığını, toprağın yapısının bozulduğunu, gölde alg artışı riskini büyüttüğünü belirtiyor”

E daha ne?

Yer altı suları kirleniyor, gölün, toprağın yapısı bozuluyor. Havayla da ilgili benzer sıkıntılar yaşanıyorken Cem Yılmaz’ın da dediği gibi elimizde bir ‘tahta’ kaldı, o da madencilerin kestiği ağaçlardan herhalde.

Neyse...

İlgili fabrika geçmişte de benzer iddialar ayyuka çıkınca kahvaltısever bazı basın mensuplarını hemen organize edip fabrika gezisine çıkarmıştı.

Sonra da keyif kahvelerinin yanında hiç adı sanı duyulmamış sitelere yandan çarklı bannerlar verilmiştir diye tahmin ediyorum. Bayramlık ağzımı açtım, tutamadım kendimi yine.

Ama telaş etmeyin henüz bayram gelmedi, geldiğinde hepsini görürüz nasılsa...

Sonrası zaten bir ton basın bülteni... O açıklamalarda ne deniyorsa kesinlikle öyledir, ben çok eminim şahsen.
Siz de müsterih olunuz efendim.

Sonra ne oldu o konu? Kapandı herhalde. Ben hızına yetişemedim.

Gelelim diğerlerine...

Bursa’nın daha merkezindeki, ovasındaki kallavi içecek fabrikası kaçak su kuyularından su çekmiyor muydu sanki?

“Acaba hangisi?” dediğimde herkesin aklına birkaçı gelecektir.

Bu akıl yürütmede zorlanma yok. Bakın çok kolay.

Herkes bilir, herkes susar.

Keşke bunlarla kalsaydı her şey.

Türkiye'nin dört bir yanında, Çanakkale'de, Muğla'da bizim, çocuklarımızın ve onların çocuklarının, dünyamızın geleceğini çalanları tek tek hatırlıyoruz.

Oradaydım, bizzat şahidim. Ben sizi unutmadım, unutmam.

Okul çeşmelerine tasarruf aparatı takılsın, vatandaş yere çöp atmasın, dişlerini fırçalarken “Aman su boşa akmasın” diye çeşmeyi kapatsın...

Yapmasın demiyorum, tabii ki yapsın.

Ama biraz da boyahaneler, gübre-gıda fabrikaları, organize sanayi bölgeleri yapsın.