Sön dönemde ekonomide yaşanan bozulmaların beraberinde getirdiği mali sıkılaşmanın kamu nezdinde uygulamasında sorunlar olduğu ve kamu kaynaklarında israfın sürdüğü yönündeki tartışmalar bir yanda dururken masaya yeni bir konu daha geldi.
İnsanlar artık yüksek sesle Kamu İhale Kanunu üzerinde konuşuyor ve eleştirilerini salt yandaşlıktan çıkarıp bu kanundaki maddelere dayandırarak yapıyor.
Peki kamu harcamalarının saydamlık, rekabet, eşit muamele ve kaynakların verimli kullanılması ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi amacıyla 2003 yılında yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu (KİK) bugün nasıl? Ne gibi eksikleri var gelin biraz inceleyelim...
***
Kanunda aradan geçen 23 yıllık zaman içinde yapılan sayısız değişiklik, piyasa gerçekleriyle uyuşmayan alanlarda kanuna esneklik tanımak gibi aslında oldukça masumane bir gerekçe ile yapıldı. Çünkü çağ değişiyor ve bazı kurallar çok katı kalıyordu.
Ama elbette değişiklikler bu kadar masum kalmadı. Özellikle istisnai maddelerin kapsamının genişletilmesi, kanunun temel amaçlarından sapmasına neden oldu.
***
Kanunun en çok eleştirilen yönlerinden biri, olağanüstü ve acil durumlar veya teknik zorunluluklar için öngörülerek kanunda yer verilen ‘Pazarlık Usulü’ (özellikle 21/b ve 21/c maddeleri) ile ‘Doğrudan Temin’ (22. madde) yöntemlerini yaygın olarak kullanmaya başlaması.
İdarelerin geniş bir takdir yetkisi kullanarak rekabete açık ihale usulü yerine bu yöntemleri tercih etmesi, pazara girişleri engellerken şeffaflığın zedelenmesi ve ihalelerin yalnızca idarenin davet ettiği kısıtlı sayıdaki firmalar arasında yapılması ‘adalet’ konusunda piyasada eleştirileri beraberinde getiriyor.
Bununla birlikte bir de ‘en düşük fiyat’ olayı var. Başta bu doğru bir adım gibi görünse de maliyet altı fiyatlandırmaların ihalelere dahil olması bazı alanlarda kalite kaybına ve yarıda kalan projelere neden oldu.
Rakiplerini elemek ve işi almak isteyen firmaların, güncel ekonomik verilerin ve piyasa koşullarının çok altında teklifler vermesi, işin sözleşmeye uygun kalitede yapılamamasına neden oldu. Bazı projeler ise kar olmadığı için yarım kaldı ya da yüklenicisi değişti.
***
“2003’te çıkan yasa birçok kez değişti” dedik ya işte bununla birlikte mevzuat oldukça karmaşıklaştı ve ‘yamalı bohça’ halini aldı. Karmaşıklaşan mevzuat beraberinde öngörülmez ve alanları oluşturdu.
Tabi bazen de bu değişiklikler bazı ihaleler devam ederken yapılınca ‘maç içinde kuralın değişmesi’ gibi ve uzun vadeli planları bozup yabancıyı kaçırdı.
Bu tartışmaların en net sebeplerin birisine geldi sıra şartnamelere. Son dönemde öyle şartnameler gördük ki doğrudan bir marka, model, sertifika ya da patente işaret edilmesi ‘adrese teslim ihale’ kavramını hayatımıza soktu.
Mesela bir yol ihalesinde “1985 model sarı kamyonu bulunan”, “60 yıldır X kurumuna akredite olmak”, “bir önceki yıl en az 26 milyon dolar ciro gerçekleştirmiş olmak” gibi ifadeleri işte bu nedenle gördük.
Ama elbette ihaleyi birilerinin yerine başkaları bir şekilde alsa da iş bitmedi. Bu sefer itiraz meselesi karşımıza çıktı. Hak arama hürriyeti korumak için kanuna eklenen maddeler bir anda sistemi hantallaştıran ve kamu hizmetini geciktiren bir silaha da dönüştü.
İhaleyi kaybeden firmaların, süreci uzatmak veya işi alan firmayı ticari olarak yıpratmak amacıyla birçok ihalede asılsız itirazlar ile ortaya çıktı.
Bütün bunlar bir araya gelince işte bugün ayyuka çıkan konular oluştu.
İhalelerde yeterli katılımın sağlanamaması, istisnai maddelerin suistimali ve ihalenin belli başlı firmalar arasında kalması, kamu hizmet ve yatırımlarının rekabetçi piyasa fiyatlarının çok üzerinde mal edilmesine neden olarak ‘kamu zararı’ oluşmasına vesile oldu.
Ama elbette biz bunu asla dillendiremedik.
***
Mevcut haliyle Kamu İhale Kanunu uygulamaları, bürokratik hantallığı ve istisna mekanizmalarının aşırı kullanımı sebebiyle piyasa dinamikleri ile tam tersi alanda gidiyor.
Sistemin iyileştirilmesi için; yukarıda da belirttiğim pazarlık usulü ve istisna kapsamındaki alımların çok sıkı denetlenerek daraltılması, ihalelerde salt "en düşük fiyat" yerine kaliteyi ve projenin ömrü boyunca yaratacağı toplam maliyeti hesaba katan "ekonomik açıdan en avantajlı teklif" (fayda/maliyet) modelinin işler hale getirilmesi gerekli.
Ama bunlar da yeterli değil!
Bana kalırsa Kamu İhale Kanunu'nun piyasada faydadan çok zarar üreten boyutu, zaman içinde kanuna sonradan eklenen "istisnalar" ve kanunun etrafından dolanmayı sağlayan kapsam dışı bırakma hamleleri.
Bir kere kanunun "İstisnalar" başlıklı 3. maddesi, ilk çıktığında sadece savunma, güvenlik ve istihbarat gibi gerçekten gizlilik ve aciliyet gerektiren birkaç fıkradan (a, b, c) oluşuyordu. Zaman içinde o kadar çok kurum ve proje bu maddeye eklendi ki, Türk alfabesinde harf kalmadığı için maddeler "aa, bb, cc" şeklinde numaralandırılmaya başlandı.
Mesela istisna tanınan ve bana göre başarısızlıkla sonuçlanan Fatih Projesi’nde milyarlarca liralık tablet, akıllı tahta ve altyapı alımları, açık ihale usulüyle rekabetçi bir ortamda yapılmadı. Bu sadece bir örnek....
Ya da bu ara çokça konuşulan TOKİ mesela. TOKİ konut üretimini hızlandırmak amacıyla zaman içinde KİK'in birçok katı kuralından muaf tutuldu. Bu da belirli büyüklükteki işlerin sürekli olarak aynı "mega" inşaat firmalarına verilmesine neden oldu.
Kısaca KİK'e sonradan yapılan her "istisna" ve "esneklik" müdahalesi, kısa vadede idarecilerin işini kolaylaştırmış gibi görünse de; orta ve uzun vadede rekabetin ölmesine ve maliyetlerin katlanarak halkın sırtına binmesine neden olup, fayda değil, israf üretmeye başladı.
***
KİK tarafı ile ilişkilendiremeyiz ama israf dediğimiz zaman elbette köprüler, otoyollar, havalimanları gibi alanları içeren özel yasalarla desteklenen Kamu-Özel Sektör işbirlikleri, şehir hastaneleri gibi ‘gizli sözleşmeli’ modelleri de ayrıca konuşmamız lazım.
Çünkü bazı ‘imtiyazlar’ da ‘ipotek’ olmaya başladı...