Yaklaşık 2 yıldır en popüler söylemlerden birisi “Sanayide iş yapış modelleri değişiyor” şeklinde. Bunu defaatle birçok kurumun başındaki isimden duyduk. Son olarak da dün BUSİAD’ın Başkanı Tuncer Hatunoğlu benzer sözler sarf etti:
“Çünkü önceki sanayi devrimlerinde en önemli unsur sermayeydi. Bu yeni dönüşümde ise en önemli unsur insan.
Eğer gençlerimizi doğru eğitebilir, onları teknoloji üretmeye yönlendirebilir ve yetkinliklerini geliştirebilirsek bu treni kaçırmayız dedik. Bugün bunun ne kadar doğru bir tespit olduğunu görüyoruz.
Türkiye'nin en iyi üniversitelerinde yetişen gençlerimiz dünyanın dört bir yanında büyük ilgi görüyor. Aslında bu bizim insan kaynağımızın ne kadar güçlü olduğunun göstergesi.”
***
Türkiye son dönemde en büyük hasarı emek yoğun sektörlerde aldı. Çünkü eski düzen ile devam eden üretim modelleri sadece fiyat tabanında pazarda yer alıyordu. Çin, Mısır, Bangladeş ve Hindistan gibi bizden daha ucuz işçiliğin olduğu ülkelerin denkleme dahil olması birçok sektörü vurdu geçti.
Niteliği olmayan ürün için nitelikli otomasyon hattının kurulamayacağı gerçeği bir yanda dururken Pakistan’a sattığımız eski dokuma tezgahları bizdeki dokumacıları vurdu.
Bütün bunlar olurken bizde ise değişen tek şey söylemlerdi.
Tekstil tarafında bugün nitelikli ürün geliştirme konusunda sıkıntıdayız. Tasarım patentleri ise yok hükmünde desek yeridir.
Bugün sizin ürettiğiniz ve Avrupa’ya ihraç ettiğiniz ürünün sizin üretmediğiniz bir rengini patenti sizde bile olsa Avrupa’da bulabilirsiniz. Hatta ürünün sizden daha ucuz fiyatla alındığını da duyabilirsiniz.
Otomotiv tarafında konvansiyonel araçlar için benzer üretimler devam ederken birkaç firma hariç elektrikli ve hidrojen dönüşümü için kalem oynatmıyor.
Otomotivin tasarım gibi mühendislik gibi alanlarında ise yine kayıplar yaşıyoruz. Artık sadece üretimde değil ne yazık ki bu alanda da kaybediyoruz.
Kimya konusunda da zaten ham madde kaynaklı zafiyetimiz artarken bir de petrokimya krizi durumu daha farklı seviyeye taşıdı.
Savunma sanayisi kısmında da yeni yatırımlar teşvikler ile ayakta kalsa da son dönemde düşük adet ve uzun garanti süreleri gibi operasyonel baskılar firmaları zorlamaya başladı.
Tarım konusuna hiç girmiyorum. Onu zaten zaman zaman ayrıca anlatıyoruz ama açıklanan arpa ve buğday fiyatları ile yine çiftçinin üzerine toprak atıldı.
***
Ülkede bir şeyleri değiştirmek istiyorsak öncelikle yüksek katma değer sağlayan ve karlılık oranı fazla ürünler üretmeye ihtiyacımız var. Bunun için de Ar-Ge’ye.
Ülkemizde fabrika yapan fabrikaların yani makine sektörünün azımsanmayacak gücü var. Bu gücü artık kendi ekosistemimizi inşa etmek adına da yönlendirmeliyiz.
Ama bütün bunlar için bir devlet planlamasına ve uzun vadeli bir projeksiyona ihtiyacımız var. Sanayide kaynakçı bulamazken, torna ustası bulamazken elimizde nitelikli iş gücü var demek kadar saçma mevcut sistem ile bunu çözüme kavuşturabilmek. Tabii bir de kumpas tutmayı bilmeyen mühendis sorunumuz var.
Yani insan varlığı da bu durumun değişmesi için yeterince yeterli değil.
Bugün sanayinin bu söylemine ayak uydurmak için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK’ün ortak bir projeksiyonla yol haritası hazırlaması gerekli.
***
Ayağımızın altındaki buzun erime hızı arttı. Sanayi iş yapış modelini değiştirmek konusunda söylem aşamasından eyleme geçecek finansı bulamıyor, nitelikli ürünü geliştirmek için ihtiyaç duyulan kaliteli personel markette kasiyerlik yapıyor. Bakanlıktan çok öğretmen istihdam eden marketler, sanayiden çok mühendisçalıştıran restoranlar var. Ülkenin en büyük işvereni kamu ile bakınca hizmet sektörü.
Bir şeyi düzeltmek için önce bunun farkına varmak gerekiyor.