Orta çağ ile ilgili tarih konularında daha ilk okuldan bu yana kalıp şekilde anlatılan bir ifade var:

Halk yüksek vergilerin altında eziliyordu!”

Peki bugün 2026 yılının Türkiye’sinde bu durum nasıl bir hal aldı?

Elbette 2026 verileri elimizde olmadığı için 2025 yılı itibarı ile bu durumu konuşabileceğiz!

2025 Yılı Vergi Gelirleri Dağılımı rakamlarını buraya bırakalım ki durum daha net anlaşılsın:

Tablo1-3Türkiye'nin vergi gelirlerine bakıldığında çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor.

Bireylerden toplanan gelir vergisi, şirketlerden toplanan kurumlar vergisinin yaklaşık 2,3 katı. 2025 yılı verilerine göre gelir vergisi 2,8 trilyon TL'yi aşarken kurumlar vergisi 1,2 trilyon TL'de kaldı. Dolaylı vergiler ise toplam vergi gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturdu. Yani bu alandaki yük de ağırlıklı olarak tüketicilerin yani bireylerin sırtına yüklendi.

***

Toplam vergi gelirleri içinde 2025’te gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler yüzde 36,54 pay oluşturdu. Ancak bu pastanın yüzde 25,46'sı bireysel gelir vergisinden oluşurken yalnızca yüzde 11,08'i kurumlar vergisinden geldi.

Dolaylı vergiler tarafı ise çok daha dikkat çekici. ÖTV (%18,32), KDV (%14,08) ve ithalat vergileri (%15,60) bir arada değerlendirildiğinde, toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 48'i mal ve hizmet tüketimi üzerinden toplandı.

Bu vergiler doğrudan tüketiciye yansıdığı için fiilen bireyler tarafından ödendiğini söylesek yanılmayız.

Baktığımız zaman sistemi besleyen esas kaynak dolaylı vergiler ve bireysel gelir vergisi olduğu için koskoca ülkede şirketlerden çok bireylerin vergi verdiğini görüyoruz.

***

Peki bu nasıl oluyor? Neden şirketler daha az vergi ödüyor?

Cevabı basit! Türkiye’de ciddi oranda yatırım teşvik ve istisnaları vergiler üzerinden sağlanan avantajlar ile destekleniyor. İştirak kazançları, emisyon primleri, teknoloji geliştirme bölgesi kazançları ve ihracat teşvikleri gibi pek çok kalem kurumlar vergisi matrahından düşülebiliyor.

Hal böyle olunca mesela 1500 kişi çalıştıran bir otomotiv devi 10 kişi çalıştıran bir internet haber sitesi kadar vergi ödemeden yılı kapatabiliyor!

Elbette bunun için tek neden yukarıdaki istisnalar değil.

Yapılan yatırımların da vergiden düşülmesi, Ar-Ge ve inovasyon istisnaları da yine benzer şekilde matrahtan düşülüyor.

Bu işin kamunun bildiği ve sektörleri geliştirmek adına kullandığı kısmı.

Ama şimdi gelelim piyasada göz yumulduğu aktarılan kısma:

Türkiye'de kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, pek çok akademik çalışmada GSYİH'nin %20-30'u arasında tahmin edilmektedir. Şirketler, özellikle KOBİ ölçeğinde, gelirlerinin bir bölümünü beyan dışı tutarak vergi matrahını düşürüyor.

Büyük şirketler ise transfer fiyatlandırması ve holding yapıları aracılığıyla karlarını düşük vergi yüklü iştiraklere aktarıyor.

Yani kazanılan para zarar ediyormuş gibi gösterilen şirketlere gidiyor ya da hiç kayda girmiyor. Böyle olunca da matrah zaten ortada kalmıyor.

***

Elbette şirketlerin bireylere göre en büyük avantajlarından biri de muhasebe esnekliği. Bireylerin geliri ve yaptıkları harcamaların tamamına yakını kayıt içi. Bununla birlikte kira, akaryakıt gibi ihtiyaçlar için yapılan yatırımların vergi matrahından düşülememesi gibi nedenler çalışan kazancının kazanç anında vergilendirilmesi bu durumu destekliyor. Oysa şirketler bu durumu muhasebeleştirerek vergisel avantaj sağlıyor.

***

Toparlarsak hükümet şirketleri ve yatırımı desteklemek için geliştirdiği teşvikleri şu anda bireyler üzerinden finanse ediyor.

Türkiye'de gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu ücretliler oluşturuyor. Ücretler kaynakta kesinti (stopaj) yöntemiyle vergilendirildiğinden beyana yer kalmadan sistem payını alıyor.

Serbest meslek sahipleri ve şirket ortakları ise gelirlerini büyük ölçüde beyan yoluyla bildirdiğinden denetim ve kayıt dışılık daha yaygın gözleniyor.

Bununla birlikte servet vergileri de ne yazık ki sistemde yok denecek kadar az. Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin toplam içindeki payı yalnızca yüzde 1,06. Veraset ve intikal vergisi (%0,10) ile değerli konut vergisi (%0,00) fiilen ihmal edilebilir düzeyde.

Yani servet birikiminin vergilendirilmemesi söz konusu.

Türkiye vergi sistemindeki dengesizlik, tek bir faktörün değil birbiriyle bağlantılı yapısal tercihlerin ürünü olarak karşımızda. Dolaylı vergilere olan aşırı bağımlılık, şirketlere tanınan geniş istisna ve muafiyetler, kayıt dışı ekonominin yarattığı matrah aşındırması ve servet vergilerinin sembolik düzeyde kalması bir araya geldiğinde bireyler vergi sisteminin asıl taşıyıcısı haline geldi.

Bu tablonun değişmesi için kurumlar vergisi istisnalarının daraltılması, servet ve mülkiyet vergilerinin güçlendirilmesi, kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele ve dolaylı vergilerin yükünü hafifleten gelir dağılımı politikaları bir arada hayata geçirilmesi gerekli.

Bu yapılır mı? Hiç sanmıyorum.

Vergiyi de zengin ödeyecekse kalanlar ne yapacak değil mi?

Bugün yine orta çağ karanlığındaki cümleyi tekrar kuruyoruz.

Ve düzen değişmezse vergi yükünün tabandaki ağırlığının güçleneceğini hepimiz biliyoruz...