2026 ile birlikte başlayan otomotiv sektöründeki adet bazında düşüş ama ihracat değerinde yükseliş trendi Mayıs’ta da devam etti.

Otomotiv Sanayi Derneği tarafından açıklanan raporda bunu açık biçimde gördük. Bunu daralan pazarın etkisi olarak yorumlayabilirken bazı alanlarda yapılan yatırımların da etkisi ile katma değerin yükseldiği şeklinde de okuyabiliriz.

Ama önce mevcut duruma bakalım.

Ülkemizdeki büyük üreticilerin geçen yılın ve bu yılın ilk 5 aydaki ihracat adetleri şöyle:

Otomotiv Satışı

Bu tabloya bakınca gördüğümüz en net şey Hyundai’de karşımıza çıkıyor. 84 bin 850 adetlik ihracat 48 bin 376’ya inmiş. Bursa’nın ana sanayisi Oyak Renault’da 112 bin 280’den 78 bin 183’e düşmüş.

Diğer firmalarda kısmi düşüşler de söz konusu olsa da Türk Traktör’ün geçen yıl 4 bin 200 olan rakamı 5 bin 81’e çıkarması kapasite kullanımı yerle bir olan sektör için güzel bir haber.

***

Özellikle Hyundai ve Renault’un adet düşüşleri aslında yan sanayi ve alt tedarikçiler için hayati öneme sahip.

Çünkü bu iki markanın da artık Türkiye’yi farklı bir alanda konumlandırdığını görüyoruz. Renault net biçimde Bursa’yı bir üretim merkezine çevirmek için yatırımları peş peşe açıkladı. Bu kapsamda Duster’dan sonra Boreal de ilk kez Bursa’da banttan indi. 6. nesil Clio ile Dacia Striker da yine Bursa’da önümüzdeki yıllarda banttan inecek.

Bütün bu araçlarda üretimin üçte birinin elektrikli ve hibrit teknolojilerine dayandırılması planlanıyor.

Hyundai tarafında da önceki gün önemli bir haber verildi ve Türkiye’ye batarya fabrikası yatırımı yapılacağı duyuruldu. Ek istihdamın yanında bu projenin özellikle elektrikli ekosisteminde geride kalan Türkiye için önemli bir dönüşüm hamlesinin başlangıcı olma ihtimali söz konusu.

Her ne kadar Hyundai “Türkiye’de kendi getirdiği yabancı ortaklı ama yerli statüsündeki tedarikçilerle çalışıyor ve sektöre faydası diğer firmalar kadar yok” denilse de böyle bir yatırımı yapacak olması hele de BYD’nin bütün planı rafa kaldırdığı dönemde çok kıymetli.

Bu arada OSD’nin son raporunda batarya ihracat değerinde yüzde 10’lük bir atış olması dikkat çekiciydi. Türkiye’nin bu alanda varlığını artırması için elektrikli modellerin ülkede üretilmesi ve yan sanayinin bu dönüşüme uyum sağlaması gerekli.

Bu da elbette ana sanayinin buraya getireceği know how ile doğru orantılı olacak.

***

İhracat değerlerine baktığımızda otomotivde en büyük kaybın motor kısmında olduğunu görüyoruz. Geçen yılın aynı dönemine göre neredeyse yüzde 40’lık bir kayıp söz konusu. Aslında bu globalin talebinin elektrikliye kaydığının da güzel bir metriği.

Ama yapılacak/yapılan yatırımların son 2 yıldır eleştirilen ana üreticiler Türkiye’ye yeni teknolojiyi getirmiyor tezini yavaş yavaş çürütmeye başladığını görüyoruz.

Bu yatırımların artması elbette kan ağlayan bir sektör için çok önemli...

Ama! İşte burada koskoca bir ama var, çünkü yan sanayi bu dönüşüme ayak uydurmak için çok yanlış bir yerde.

Özellikle 2. tedarikçilerde finansman problemi ve nakit döngüsü sorunları zirvede. İnsanların yeni yatırımı geçtim maaş ve genel giderleri döndürecek durumu ancak var.

Bu sıkıntı birincil tedarikçilere teşvik ve destekler sayesinde biraz uzak kalsa da sürdürülebilirliği tartışmalı.

Bu yüzden sektörün kendini yenileyebilmesi adına ithalatı kesecek yerli üretimlere vergi teşviki değil direkt sübvansiyon sağlanmalı. Hatta devlet-şirket ortaklığını da konuşabiliriz.

Aşağısı ayakta kalmazsa ana sanayi yatırımlarının boşa düşeceğini ve bu fabrikaların ithal şirketlere verilecek imtiyazlarla doldurulacağını hepimiz çok iyi biliyoruz öyle değil mi?..