Bağımsızlığımızın nişanesi, gurur kaynağı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı fırsat bilerek bir İznik gezintisi yapmaya niyet ettik eyledik, koyulduk yola.
Çok kullanılan tabirle eğer bir ‘medeniyetin beşiği’ varsa, kendi adıma söylemek gerekirse o nokta İznik.
Bunu hem Nilüfer Hatun İmareti'ndeki hem de İznik Müzesi’ndeki eserlerde, hem sokaklarda ve caddelerdeki kalıntılarda, camilerde, köşe başlarında görmek mümkün.

Ama bu yazı, maalesef İznik’i güzelleyen bir yazı olmayacak.
Dünya medyasının ve ulusal basının gözü, 27 Kasım’da bizim İznik’te olacak. Çünkü Papa Leo, ayin yönetmek üzere bu ilçemize ziyarette bulunacak. Kendisine bu ziyarette bulunmasını bir önceki Papa Francis vasiyet etmişti. O da vasiyeti yerine getirecek.
İznik, Hristiyanlar için kutsal noktalardan biri. Çünkü İznik'te toplanan konsil ile çok sayıda farklı metnin arasından Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil olarak kabul edildi. Bu sebeptendir ki yapılacak bu ayinin onlar için önemi çok büyük.
O yüzden de sosyal medyada komplo teorileri havada uçuşuyor.
Yıllar yılı çinicilikle anılan, çininin başkenti olan İznik’teki satış noktalarında hemen her turistik bölgede bulabileceğiniz magnetler ve süs eşyaları yer alıyor. İlçenin kimliğini ön plana çıkaran, ilçeyi anlatan bir ürün bulma ihtimaliniz ne yazık ki zor.
Yeme içme konusundaki çeşitlilik eksiğini ve her ilçede yaşanan otopark sorununu da bir kenara iliştirmiş olayım.
Ancak her ne aksaklık olursa olsun ‘tarih fışkırıyor’ dedikleri olay İznik’te var. En son 400 metrekarelik bir mozaik keşfedilmişti bir evin altında, çalışmalar devam ediyor. Belki de oradan büyük bir saray kalıntısı ya da bir kilise çıkacak.
Amaa...
Toplamda 5 bin metre uzunluğundaki surları ile, türbeleri ile, camileri ile, Roma tiyatrosu ile, müzeleri ile, bazilikası ile ilk çağlardan bu yana Roma’ya, Selçuklu’ya, Osmanlı’ya ev sahipliği yapan bir kentin turistlerle dolup taşması gerekir diye düşünüyorsunuz, ama maalesef...

Turizm, burada kimsenin umurunda değil.
Ne büyükşehir belediyesi, ne de ilçe belediyesi İznik’teki potansiyeli, İznik’in ne olduğunu anlama zahmetinde bulunmamış gibi. İş yerel anlamda da iç açıcı değil yani.
Roma ve Osmanlı’ya başkentlik yaptıktan sonra zamanla İstanbul’a yenilen, git gide cazibesini kaybeden İznik için 1700’lü yılların sonunda İtalyan arkeolog Domenico Sestini’nin “Terk edilmiş, hiçbir hayat belirtisinin olmadığı bir kasaba” sözleri ile yaptığı benzetmenin yankısı sanki bugün hala devam ediyor.
Evet ilçede hayat var, ama sanki izole bir hayat yaşamayı tercih ediyorlar. Evet ilçede ses seda var ama kendilerinden başka kimse duysun istemiyorlar.
İznik bir Selçuk gibi olabilir miydi, şüphesiz. Peki bu konuda herhangi bir çaba var mı?
Pek de varmış gibi durmuyor. En azından bu yönde bir hareket yok.
İşin sonunda ilçedeki turizm hareketleri, Ayasofya’nın girişindeki cam kapı gibi sakil duruyor. Öyle yersiz, öyle alakasız.

Acıdır ki, insan ‘Keşke İznik yerleşime kapatılsaymış’ demekten kendini alamıyor. Sadece bir tarih platosu olarak varlığını sürdürebilseymiş...
Son olarak, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, bir basın toplantısında Bursa’nın hikayesinin anlatılmasında eksik kalındığını söylemişti.
Hikayeler burnumuzun dibinde. Hikayeler anlatılmayı bekliyor.
Peki biz anlatmak için neyi bekliyoruz?