Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in kasım ayı değerlendirme toplantısını takip etmek adına tuttuk Belediye binasının yolunu...

Bozbey, saat tam 10.30’da çıktığı kürsüde yaklaşık 1 saat 15 dakika boyunca kasım ayının z raporunu çıkardı, 20-25 dakika da basın mensuplarının sorularına yanıt verdi.

Toplantının çıkış noktası işsizlik ve yeni formatı ile hizmet vermeye başlayan eskinin BUSMEK’i, yeninin Kent Akademisi idi. Başkan Bozbey, toplantıda ‘Başkan Burada’ programında kendisi ile iletişime geçen vatandaşların ortak şikayetinin işsizlik olduğunu söyledi. Bu faslın detaylarını internet sitemizden takip etmeniz mümkün.

Gelelim Bozbey’in toplantının ortalarında dile getirdiği, bu makale dahil bir çok köşe yazısında denk geleceğiniz konuya: Nilüfer Çayı!

Ekran Görüntüsü 2025 11 20 143252

Geçtiğimiz haftalarda BUSİAD, Nilüfer Çayı’na ilişkin bir rapor hazırlamış ve basın ile paylaşmıştı. ‘Herkesin Bildiği Sır: Nilüfer Çayı’ konu başlıklı programda çaydaki suyun artık su olarak bile tanımlanmayacak noktaya geldiği ifade edilmişti. Çayı kirleten odaklar arasında endüstriyel tesisler, tarımsal kaynaklar ve atık sular, foseptikler, hayvansal gübre sızıntıları gösterilmiş, Marmara Denizi’ndeki müsilajın temel sebeplerinden biri olan kirlilik ile ilgili komisyon kurulması çağrısı yapılmıştı.

Bugün, Nilüfer Çayı’nın neden kirlendiğini, daha doğrusu kirliliğin asıl faillerinden birini Başkan Bozbey’in ağzından dinledik:

Bursa Büyükşehir Belediyesi!

Doğrudur, Başkan Bozbey konu ile ilgili açıklamasında “Biz Nilüfer Çayı’nı kirletenlerin başında geliyoruz BUSKİ olarak. Buna üzülüyorum. Yeni yeni öğreniyoruz. Çöp depolama sahasının sızıntı suyu hâlâ Nilüfer’e gidiyor. Bu doğru değil. Yıllardır yapılması gereken yatırımlar yapılmamış” ifadelerini kullanırken bölgede yaşanan kamulaştırma problemi nedeniyle kirliliğin gerçekleştiğini söyledi.

Hatta durmadı, “Çevreyi kirletmenin maliyeti, kamulaştırma maliyetinden çok daha büyüktür” sözleri ile adeta bir kamu spotu edasıyla kritik bir cümleye de imza attı.

Ancak bu sürecin ne kadarlık bir zaman zarfında gerçekleştiğinin, kirlenmenin ne zamandan beri sürdüğünün, yapılmayan kamulaştırmanın maliyetinin de ne olduğunun kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.

Bir de şu gerçeğin altını defaatle çizmek gerekiyor: Görünen o ki söz konusu sızıntı da, kirlilik de yalnızca Bozbey dönemiyle ilişkilendirilecek bir durum değil. Açıklamalara bakılırsa bu kirlenme süreci uzun bir takvime dayanıyor. Bozbey'in "Geçmişte İstanbul’da yapılan bir toplantıya davet edildik ve orada sunum yaptık. Sunumda, ‘Bursa’nın suyunun yüzde 94’ünü arıtıyoruz’ demiştik. Ancak işin içine girince gerçeğin böyle olmadığını öğrendik. Neden kandıralım? Buna gerek yok. Hâlâ Nilüfer’e karışan atıklar var. Çöp depolama alanının sızıntı suları hâlâ akıyor. Vatandaştan bir şey isteyeceksek kaçak bağlantılar varsa üzerine gitmeli ve kapatmalıyız ama ondan önce bizim kirletmemeyi garanti altına almamız gerekiyor" sözleri de kirliliğin uzun vadeli bir problem olduğunu ortaya koyuyor.

Evet gün itibarıyla faillerden birini daha öğrenmiş olduk.

Fail diyorum çünkü Nilüfer Çayı öldü. Ölmediyse de can çekişiyor.

Peki Bozbey’in bu itiraf gibi açıklamasından geleceğe dair ne gibi bir çıkarımda bulunmak gerekiyor?

Yeni bir döneme geçildiği ve bu yeni dönemde hiçbir çevre suçuna müsamaha gösterilmeyeceği mi,

Yoksa,

Geç gelen bir kabullenişin vicdanda yaratacağı bir nebzelik rahatlama olduğu mu?

Kısacası,

Nilüfer Çayı’nda yaşananlar artık saklanamayacak kadar görünür hâle geldi. Bu noktadan sonra “yapacağız, edeceğiz” demenin bir hükmü yok. Artık mesele söz değil, eylem. Çünkü çayın kurtuluşu ancak somut adımlarla mümkün; vicdanı rahatlatan itiraflarla değil...