Susuzluk meselesi enikonu kritik bir hâl aldı. 16 Ekim itibariyle BUSKİ verilerine göre baraj doluluk oranı yüzde 2,5’e geriledi. Bu satırları okuduğunuz sırada muhtemelen biraz daha gerilemiş olacak.

Artık ne olduysa oldu, geriye dönüp bakmanın, öyle olsaydı böyle olmazdıların, keşkelerin, niye olmadıların bir anlamı yok.

Bugünden sonra ne olacak?

Bu soruyu daha su kesintilerinin başladığı ilk gün sormuştum, yanıtını hâlâ açık ve net olarak almış değil Bursa halkı.

Son 10 gündür hep aynı cümle “Barajlardaki su seviyesi artmazsa kesintiler devam edecek. Lütfen suyu tasarruflu kullanalım.”

Bir şeyden tasarruf edebilmeniz için onun var olması gerekir, yüzde 2,5’e düşmüş su rezervini daha kaç gün tasarruf ettirebilirsiniz?

Oysa Bursa halkı artık net bir yanıt duymak istiyor.

Kalıcı sorunlara geçici çözümler üreterek günü kurtarmayı hedefleyen pansuman önlemler genel olarak toplumda karşılık bulmaz ve eleştiri konusu edilir. Doğrusu da budur.

Fakat gelinen noktada gereksinim duyulan tek şey de budur.

Beklenen yağış olmadığına göre Bursa’nın acil su ihtiyacının karşılanması için pansuman önlemlere ihtiyaç var.

Mayıs 2026’da tam kapasite devreye gireceği açıklanan, bütün umutların bağlandığı Çınarcık Barajı’ndan yararlanmaya 7 aydan fazla zaman varken Bursa Büyükşehir Belediyesi ve karar vericilerinin kısa vadede hatta elan (şimdi) B, hatta C planı nedir?

Komşu illerden tankerlerle su mu getirilecek?

Ovada kalmayan su, daha derinlere inerek kazılacak kuyulardan mı çıkarılacak?

Bursasu markasıyla başka illere ve hatta yurtdışına satışı yapılan Uludağ’ın kaynak sularını kent halkına ulaştırmanın bir yolu mu bulunacak?

Ne yapılacak?

Ne yapacaksınız?

Kent halkının bırakın eleştiri konusu etmeyi, aksine memnun kalacağı pansuman önlemler yürürlüğe girecek mi?

Bursalı bunları duymak istiyor.

Bu soruların yanıtlarını bilmek istiyor.

Bunun için de atılan her adımın şeffaflıkla açıklanmasını bekliyor.

Bursa’da kullanılabilir, içilebilir su rezervinin kritik seviyelere ulaşması tüm canlıların su ihtiyacını merkeze almayı öteleyip kısa vadede insan ihtiyacını öncelemeyi dayatıyor ne yazık ki.

Bu hâliyle ele alındığında ise su aynı zamanda kamu yararının gözetilmesi gereken bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

Ortada bir kamu yararı varsa bu, yarar beklenen o durum, eylem veya nesnenin adil paylaşımını gündeme getiriyor.

Belediyelerin var oluş nedeni de kamu yararı olduğuna göre, üretilecek pansuman önlemlerde kaçınılmaz olarak insanı önceleyen, adil yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Bilmeliyiz ki bu kolektif bilinçle çözülebilecek bir sorun.

Çok mu karışık anlattım.

Örnekleyeyim.

Birazdan okuyacaklarınızı bir sosyal deney gibi düşünün.

Bir yurttaş olarak Buski’yi aradım geçen gün.

Biz fani yurttaşlar Başkan Mustafa Bozbey’in çağrısına kulak verip suyu kullanmaya kıyamazken her Allah’ın günü araba yıkayan araç kiralama şirketleri ile ilgili ne düşündüklerini merak ettiğimi sordum.

Alacağım yanıtı bilerek. Bilerek, diyorum çünkü su kullanma hakkının bir Anayasal hak olduğunu, özel mülkiyete müdahale edilemeyeceğini, kimin suyu nasıl kullandığının hesabının sorulamayacağını gayet iyi biliyorum.

Telefonun ucundaki görevli, halktan suyu dikkatli kullanmaları konusunda Başkan’ın yalnızca ricada bulunduğunu, bir yaptırımları olamayacağını söyledi kibarca.

Cümlenin devamında dedi ki telefondaki görevli, aboneliğini almış ve faturasını ödüyorsa suyu nasıl kullandığına karışamayız.

Osmangazi Zabıta Müdürlüğü’nü aradım ardından. Aynı soruyu onlara da sordum. İletişim kurduğum görevli “Yapabileceğimiz bir şey yok ama şimdi siz böyle söyleyince de hak vermemek mümkün değil” dedi. Karşılıklı teşekkürleşip kapattık telefonu.

Evet, bile isteye bu soruyu sormak istedim.

Kamu yararı söz konusu ise belediye gelirlerini artırarak kent için daha çok hizmet üretmek asli görev iken sırf geliri artırmak için “faturasını ödüyorsa sorun yok” ya da “faturamı ödüyorsam kullanırım” yaklaşımı çözüme hizmet eder mi Bursa’nın geldiği noktada?

Burada çift taraflı bir sorumluluk var hem suyu temin edene hem de tüketene düşen bir sorumluluk.

Ya da ne bileyim kamu hastaneleri su kesintisi kapsamı dışında tutulurken hiç desteklemediğim sağlık modeli olan özel hastanelerde su kesintisi uygulanmasında nasıl bir kamu yararı vardır. Özellikle de covid, influenza salgını almış yürümüşken.

Madem faturasını ödeyen suyu istediği gibi kullanacak, zorunlu olarak özel hastaneye mahkûm olan hastalar neden kamu yararı dışında tutulur.

İnsan haklarına ve Anayasal haklara uygun bir yaklaşım olmadığının farkındayım ama söylemek zorundayım, mücbir sebeple en azından su tüketimi yüksek olan işyerlerine ve halka açık alanlardaki su israfına denetim de pansuman önlem olarak ele alınmalı.

Çünkü bu susuzluk böyle devam ederse haberlerde izlediğimiz uzak ülkelerin uzak olmayan insanlık dışı koşullara maruz kalan yurttaşları gibi bir damla su için tansiyonun çok yükselmesi zaten kaçınılmaz olacak.

Dilerim o durumu hiçbir zaman yaşamayız.

İşte bunun için ısrarla sormak gerekiyor B, C, D planlarını. Sormak ve ikna edici yanıt almak…

Açık, şeffaf…

Not: Öte yandan kolektif bilinçle hareket edilmesine dair ilk ses bugün çok önemli bir yerden Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneğinden yükselecek.

Bugüne kadar çok kızdığımız, suyumuzu tüketen, kirleten sanayiden gelecek ilk ses olacak bu. (Bursa’nın toprağına ve suyuna saygılı üretim yapan sanayicileri tenzih ederek söylüyorum elbette bunu.)

“Herkesin Bildiği Sır-Nilüfer Çayı” başlıklı bir rapor sunacaklar.

2009’da bir yazı dizisi hazırlamıştım mor renkte akan Nilüfer Çayı için.

Düşünün aradan 16 yıl geçmiş ama sorun giderileceğine daha da büyümüş.

Bakalım ne önerecek iş insanları, nasıl bir fedakârlık planları var Bursa için?