Bursa’nın su kaynaklarının kirliliği ve susuzluk konusunda sanayi kesiminden ilk ses Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneğinden geldi.
Dünkü yazımda BUSİAD’ın açıklayacağı “Herkesin Bildiği Sır-Nilüfer Çayı” başlıklı bir rapordan söz etmiştim.
Derneğin Yeşil Bursa Çalışma Grubu tarafından hazırlanan bu kapsamlı raporda emeği geçenler arasında DSİ Bölge Müdürlüğü sırasında Doğancı Barajı’nın yapımına katkı sağlayan Büyükşehir Belediyesi’nin efsane Başkanı kıymetli Erdem Saker de bulunuyor.
Bu ayrıntıyı vermemin nedeni BUSİAD’ın meseleye yaklaşımındaki ciddiyet ve samimiyete dikkat çekmek.
Dün belirttiğim gibi, tükenen su kaynaklarına ve kentin susuzluk sorununa karşı kolektif bilinçle hareket edilmesi için en çok suçladığımız kesimden; sanayici ve iş insanlarından gelen ilk ses olması açısından da önem taşıyor bu rapor.
Rapor, bildiğimiz gerçekleri bir tokat gibi yeniden yüzümüze çarparken çözüm yollarını da gösteriyor.
BUSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Hüsamettin Çoban’ın sunumunu yaptığı ve içeriğini Nöbetçi Gazete’den okuyabileceğiniz rapor özetle diyor ki tuzlu, oksijeni kalmamış ve bataklık formuna dönüşmüş Nilüfer Çayı ölmek üzere, az da olsa bir umut var ve gelin elbirliği ile çözelim bu işi.
BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar’ın çarpıcı bir açıklaması oldu toplantıda: Acil önlem alınmazsa çok da uzak olmayan bir sürede Bursa terkedilmiş bir şehir olabilir.
Başkan şunu da ekledi: Son su kesintileri de bunu hızlandırıyor.
Toplantıda dile gelen pek çok çarpıcı cümle içinde belkide en yakıcı olanı.
Küçükkayalar’ın sözünü ettiği terkedilmişlik, sanayinin Bursa dışına çıkmaya başlaması.
Nitekim Hüsamettin Çoban da tekstil sektörünün gitme nedeninin su stresi olduğunu, uluslararası şirketlerin tedarikçi seçerken su stresini dikkate aldığını vurguladı.
İkilemi ve çelişkisi kendi içinde gizli bir durum bu.
Bizim “celladına aşık olmak” dediğimiz, psikiyatride Stockholm Sendromu kavramıyla karşılık bulan bir çelişki bu.
Farklı kurumların yaptığı çalışmalar kesin bir veri olmamakla birlikte suyun paylaşımında sanayinin payının yüzde 8 ile 10 civarında olduğunu, tarım sektörünün yüzde 70 civarında kaynak kullandığını, yaklaşık yüzde 20’lik bölümün de evsel kullanıma ait olduğunu gösteriyor.
Ne var ki suyu en az kullanan da onu en çok kirleten de aynı kesim.
Kimisi maliyet yüklenmemek için OSB dışında faaliyet gösteriyor, kimisi arıtma maliyetinden kaçınıyor, kimisi OSB içindeki arıtma maliyeti sorumluluğunu yerine getirmiyor.
Başkan Küçükkayalar, BUSİAD üyelerinin çoğunluğunun OSB’lerde faaliyet gösterdiğini söylese de OSB dışında imalat yapan üyeleri olduğunu sözlerine ekledi.
Durum böyleyken yıllarca maliyetleri gerekçe göstererek başka kentlere ya da ülkelere yatırımlarını kaydıran sanayicilerin bugüne kadar neden su stresi ile ilgili bir açıklama yapmadıklarını, sorunu kamuoyuyla paylaşmadıklarını anlamak güç.
Neden ellerini taşın altına koymak istemediler, diye düşündürüyor ister istemez.
Sunumun yapıldığı toplantıda sanayicinin ekonomik sorunlarla boğuştuğu vurgusu ve Bursa’da sanayinin sıkıntıya düşmesinin yaratacağı işsizlik tehlikesi de satır aralarında kendini gösterdi. Nitekim Başkan’ın konuşmasının başında değindiği terkedilmiş şehir olma ihtimali buna işaret eder nitelikteydi.
Meselenin ağırlığına rağmen Küçükkayalar pozitif yaklaşımla içinden nehir geçen şehirlerin ürettiği çarelerden ilhamla gereken çağrıyı yaptı: Sanayici kendi sorumluluğunu almalı ve çözümünü bulmalı.
Diğer ikilem de bu noktada başlıyor işte. Vahşi üretim yöntemleri ve maliyet düşürme telaşı mı duyarlı ve saygılı, sürdürülebilir üretim yolları bularak kolektif çabayla kent halkının toplam refah artışını sağlamak mı?
Bursa dönüşü olmayan bir yol ayrımında. BUSİAD’ın raporunu ve önerilerini sahiplenerek sürdürülebilir bir gelecek için el ele mi verecek, ekonomik sıkıntıydı, bürokratik engeldi, siyasi çatışmaydı, koordinasyonsuzluktu, oydu, buydu, deyip bugünü ve o küçücük umut kırıntısını da heba mı edecek?