Kısa vadede Bursa için bu sorunun cevabı hayır.

Ama gelin neden bu soruyu sorduğumu anlatayım size.

Bizim kurudu, suyumuz kalmadı dediğimiz barajlarımız ya da bu barajların kuyruk sularında hidroelektrik santralleri (HES) var. Yani bu alandan sadece içme suyu değil aynı zamanda elektrik de üretiyoruz.

Yani su sadece içme suyu olarak değil aynı zamanda elektrik olarak da hayatımızda. Ve tahmin edersiniz ki su olmadığı zaman bir süre devam eden hayat elektrik olmadan kelimenin tam anlamıyla duracaktır.

Bu yüzden su güvenliği kadar enerji arz güvenliği de önemli.

Gelelim Bursa’nın rakamlarına;

Bursa’da enerji üretimi 8 bin 424 GWh / yıl olarak hesaplanıyor. Bu rakamın HES’lerden elde dilen kısmı ise 480-540 GWh / yıl. Bu da kuraklık ile doğru orantılı olarak değişiyor. Kabaca üretimi yapılan enerjinin yüzde 6’sını HES’lerdeki su akışı ile sağlıyoruz.

Şehirde bilinen büyük üretimler:

Uluabat HES 300 Gwh., Egemen 95 Gwh., Devecikonağı 37 GWh. ve Boğazköy 12 GWh. olarak üretiliyor. En azından erişilebilir veriler bunlar.

Suluköy, Suuçtu, Tüfekçikonağı, Gözede, Oylat, Cerrah vb. küçük santraller mevcut.

Doğancı’da da 1950 Mw kapasiteli 3 HES kuyruk suları ile devredeydi.

Şimdi bu kaynaklar kuruduğu için masaya koymamız gereken bir kriz senaryosu daha var.

Çünkü bu yıl ya da gelecek yıl bu %6’lık kayıp yaşanırsa elbette ulusal enerji arzından destek ile karşılanır ve elektrik kesintileri gündeme gelmez.

Ama işte burada kocaman bir ama var. Kuraklık bir gerçek ve bu HES’lerin çalışmamasının ekonomiye farklı etkileri var.

Kısaca süreci özetlemek gerekirse;

Kuraklık, barajların su seviyesini düşürür. Ve bu durumda türbinlere yeterli debi sağlanamaz akabinde santral ya düşük kapasitede çalışır ya da tamamen durdurulur.
Bursa’daki elektrik üretiminin %80’den fazlası zaten doğalgaz kaynaklı. Kuraklıkta HES’ler devre dışı kalınca şebeke talebini dengelemek için doğalgaz santralleri daha fazla çalıştırılır. Bu durum da üretim maliyetlerini artırır (doğalgaz HES’e göre 3–5 kat pahalı), karbon salımını yükseltir ve ithal enerji bağımlılığını (doğalgaz ithalatı) artırır.
HES’ler Bursa’da elektrik üretiminin küçük bir kısmını sağladığı için, enerji arzı ulusal şebeke tarafından telafi edilir.
Enerji arzında çeşitliliğin azalması, güneş ve biyokütle gibi kaynaklara yönelme zorunluluğunu artırır.
Elektrik üretim maliyetleri artar, yerel sanayi enerji fiyatlarından olumsuz etkilenir.
Yani toparlarsak su sadece su değil, hayatın kendisidir. Susuz kaldık diyoruz ama su olmayınca ekonomideki dışa bağımlılığı bile artırıyoruz.

Evlerde tasarruf yapıyoruz. Ama artık gerçeklere uyanmalıyız. Şehrin göbeğindeki masalardan kalkıp özellikle çiftçinin vahşi sulama yerine damla sulamaya geçişini zorunlu kılacak adımları atmalıyız. Tarımda milli sulama hamlesi yapmalıyız.

Bugün susuz kaldığımızda sadece vanalar kapandı. Ama ülke genelinde benzer durumlar arttıkça şalterin de ineceğini unutmamak gerekli.