Son dönemde Türkiye’de ve dünyada kuduz vakalarında artış dikkat çekiyor. Özellikle sahipsiz sokak hayvanlarının sayısındaki yükseliş, kırsal bölgelerde yaban hayatı ile temasın artması ve kentleşmenin getirdiği çevresel faktörler, hastalığın halk sağlığı açısından yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kuduz, her yıl on binlerce insanın hayatına mal oluyor ve en yüksek risk altındaki bölgeler Güney Asya ile Afrika ülkeleri. Türkiye’de ise son iki yılda bildirilen vakaların artışı, hem kamuoyunda hem de sağlık politikalarında konunun öncelik kazanmasına neden oldu.

Yukarıda yazılanları muhtemelen çokça duydunuz. Özellikle kuduzun ne kadar tehlikeli bir hastalık olduğu son dönemde fazlaca anlatıldı.

Özellikle sahipsiz hayvanlar konularının gündem olduğu bu dönemde önemli bir argüman olarak da kullanıldı.

28 Eylül Dünya Kuduz günü nedeniyle bir açıklama yapan Bursa Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Melike Baysal, “Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre ülkemizde hayvan kaynaklı kuduz hastalığı vakaları azalmaktadır. Evcil hayvanlarda 2018 yılında 437 olan Kuduz vakası, 2023 yılında 86’ya gerilemiş, yabani hayvanlarda 2018 yılında 16 olan vaka sayısı, 2023 yılında 5’e düşmüştür. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde, evcil hayvanlar da dahil olmak üzere 2018-2022 yılları arasında kuduz riskli temas sayısı ortalama 267 bin iken, 2023 yılında bu sayı 437 bine ulaşmıştır” dedi.

Sonra ekledi “Bir hayvan ısırığı ya da tırmalaması sonucu hastaneye yapılan başvuruların tamamı kuduz riskli temas sayıldığı için bu kategoride bir artış var. Bu da aslında toplumdaki bilincin arttığının da bir göstergesidir.”

Türkiye’de yılda ortalama 1-2 insan kuduz vakası sebepli ölüm görüldüğünü aktaran Baysal, “Kuduz, yüzde 99 öldürücü ama aynı zamanda aşı ile korunmanın yüzde 100 mümkün olduğu bir hastalıktır. Yani hayvanlar düzenli olarak aşılandığında kuduz insanlar ve hayvanlar için risk olmaktan çıkacaktır. Devletin öncelikli görevi kuduz aşısına ulaşımı sağlamaktır” diye aslında güzel bir noktaya parmak bastı.

Ama...

İşte burada koskoca bir ama gerekiyor çünkü;

Kuduz aşıları, sadece bir sağlık ürünü değil aynı zamanda stratejik bir ekonomik kalem haline geldi. Önleyici aşı ve tedavi edici aşı olmak üzere iki farklı kategoride kullanılan Kuduz aşıları, hem yerli üretim kapasitesinin yetersizliği hem de ithalata bağımlılık nedeniyle ekonomi üzerinde hatrı sayılır bir yük oluşturuyor. Tıpkı diğer birçok aşı gibi.

Türkiye’de kuduz aşıları ağırlıklı olarak ithal edilirken Sağlık Bakanlığı’nın her yıl milyonlarca doz aşı temin ettiği göz önünde bulunursa kayda değer bir kalem oluşuyor.
Küresel ölçekte ise kuduz aşısı üretimi, biyoteknoloji ve ilaç sanayi için büyüyen bir pazar niteliğini almaya başladı. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde artan talep ile birlikte büyüme eğilimini sürdüren büyük bir pazar.

Bu şartlar altında yerli üretim konusunda atılacak adımlar, yalnızca sağlık güvenliği açısından değil aynı zamanda ilaçta dışa bağımlılığın azaltılması ve ekonomiye katma değer sağlanması bakımından da kritik görülüyor. Ve bu konunun fazlasıyla desteklenmesi gerekli.

Türkiye’nin kuduz başta olmak üzere aşı tedarik zincirini güçlendirmesi adına yerli üretim kapasitesini artırılması, gelecekte sağlık ekonomisinin yükünü hafifletecek stratejik bir hamle.

Tabi bir de sokak hayvanları var.

Hani kuduz mücadelesi diye yanlış yoldan gidilen mesele.
İşte o konuda da olacağı yine Melike Baysal’ın sözleriyle aktaralım

“Bu tarz itlaflarda en çok kısırlaştırılmış ve aşılanmış hayvanlar yok edilmektedir. Şu anda da benzeri yaşanmakta ve biz de yetkilileri sıklıkla bu konuda uyarmaktayız. Toplanan köpekler zaten insanlara yakın, kısır ve aşılı köpekler çoğunlukla. Bu itlaf, sürü bağışıklığını doğrudan azaltmakta ve toplumu kuduz bulaşma riski açısından daha büyük tehlikeye sokmaktadır. Halk sağlığı ve güvenliği için atılacak yanlış adımlar daha büyük tehlikelere yol açabilecek, insanlar ile yakın teması olmayan agresif karaktere sahip olması muhtemel sahipsiz hayvanları, insanlar ile karşı karşıya bırakacaktır”

Belki de bazı kırsal mahallelerde bu senaryo gerçekleşti ve vahşileşen köpekler kümes/çiftlik hayvanlarına saldırmaya, insanları tehdit etmeye başladı. Ve belki biz de bunun haberlerini yaparken durumun çok da farkına varmamışızdır...