“Hane halkı ve reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentileri kasımda geriledi.
Dezenflasyon odaklı politikalarımızı kararlılıkla uygulamayı sürdürürken enflasyondaki düşüşün devamıyla birlikte beklentilerdeki iyileşmenin güçleneceğini ve fiyatlama davranışlarındaki katılığın azalacağını öngörüyoruz.
Ekonomimizi fiyat istikrarının sağlandığı, verimliliğin arttığı ve refah düzeyinin yükseldiği güçlü bir yapıya kavuşturmak için gerekli adımları kararlılıkla atmaya devam edeceğiz.”
Yukarıdaki sözleri ben değil, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek söyledi.
Peki sahi beklentiler nereden nereye geldi?
Hane halkı yüzde 64,1’den yüzde 52,2’ye, reel sektör ise yüzde 47,8’den yüzde 35,7’ye indi.
Evet uygulanan politikaların meyvelerini toplamak adına zamana ihtiyacımız var.
Saatte 50 mil hızla 6 ay ileri sürdüğümüz gemiyi 20 mil hızla 6 ayda geri getiremeyiz zaten. Ama bunu lanse ederken insanların sinir uçlarına da dokunmamak gerekli.
Hanehalkı demiş ki her şeye yüzde 47,8 zam gelir. Bu rakam basit bir değer değil arkadaşlar. Reel sektörün yüzde 35,7’si de küçük bir rakam değil.
Bugün 100 bin TL’lik bütçenin alım gücünün hane halkına göre yarıya yakını, reel sektöre göre de 3’te biri kaybolacak.
Neyi güzelliyoruz o zaman?
Kamu israfı kesilse geminin hızı birden 40 mile çıkacak ama hala bu alanda gazete alımlarını durdurmak dışında somut adım atılmadı. Herkesin makam aracı var. Yenisi alınacaksa “sadece Togg alınacak” denilmesine rağmen kamuda ciddi oranda farklı araçlar kullanılıyor.
Sahi ne yapıyoruz o zaman? Talebi kısıyoruz. Hane halkının alım yapmasını engellemek istiyoruz. Peki bu dönemde arzı da artırmamız gerekmez mi?
Hiç konuşmuyoruz ama üretici fiyat endeksi ne oldu sahi? Yİ-ÜFE Ekimde bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 27,00 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 25,49 artış gösterdi. Yani üretimin maliyeti yüzde 25 arttı. Şimdi ocaktaki maaş zamları, ÖTV zamları, yeniden değerleme oranı kaynaklı harç ve vergi farkları, enerji zamları bu rakamı daha da yukarıya çekmeyecek mi?
Yavaş gidiyoruz çünkü yüzümüzü tek cepheye döndük. Sadece insanların tüketimini kısmaya odaklandık.
Oysa arz fazlası da yaratmamız ve ihracatı karlılığı koruyacak şekilde yapabilmemiz gerekirdi. Şirketlerimizin ihracatı artarken karlılığı düşmemeliydi. İç pazardaki ana düzenleyici olması gereken kamunun tasarrufu öncelemesi gerekliydi.
İsraf azaltılmalı konulu kamu spotu gördük mü mesela? Ya da ihracat odaklı üretim için üretici desteği, vergi muafiyeti gibi bir şeyi?
Sahi en son hangi vekil ben yanımda danışman istemem ya da makam aracım olmasın dedi? En son hangi müdür makam aracını israf gerekesi ile reddetti?
Ben belli dönemlerde düşünsem de bulamadım cevapları. İsraf kamuda sürdüğü müddetçe yüzde 20-25 enflasyonu bulmak bile çok güç izim için.
Topluma da anlatmak gerekli, Bu düşüş rakamları fiyatların geri geldiği anlamını da taşımıyor. Hane halkına göre geçen yıl 100 birimden 164 birime çıkan ürün bu yıl 100 birimden 152 birime çıkacak.
Yani hiç bir şey geçmedi.
Daha acısı geçen yıllarda Haziran 2026 ya da Eylül 2026 diye hedef gösterenler de sessizliğe büründü.
Bir yılı daha kaybettik ey ahali, hem de bu kez maaşlardaki artışı da kaybedeceğiz gibi...