Türkiye Müteahhitler Birliği İnşaat sektörünün durumu ile ilgili bir rapor yayımladı. Ülke ekonomisinin sürükleyici sektörlerinin başında olan inşaat sektörünün durumunu anlamak için güzel de veriler sundular.

Türkiye inşaat sektörü, 2025 yılını yüzde 10,8'lik güçlü bir büyüme ile kapatsa da 2026 yılının ilk çeyreğinin sonunda; küresel jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, kronik enflasyon sorunu ve kredi koşullarındaki sıkılık gibi çok katmanlı zorluklarla mücadeleye yenik düşmeye başladı.

***

2025’teki büyümeyi incelediğimizde TÜİK verilerine göre 13 çeyreklik kesintisiz bir atış görüyoruz. Ancak bu büyümenin büyük ölçüde kamu kaynaklı olduğunu söylemek mümkün. Deprem sonrası yeniden imar projeleri büyümenin ana motoru olmaya devam ediyor. Ayrıca kamuda altyapı yatırımları da sektörü ayakta tutan başlıca unsur.

Özel sektör tarafı ise net biçimde yavaşlamış durumda. Yüksek faiz ve ekonomik belirsizlik bunun en büyük nedeni diyebiliriz.

İnşaat Güven Endeksi’nin de Mart 2026'da 80,6 ile kritik eşik olan 100'ün belirgin biçimde altında olduğu gerçeği var.

***

Kırılgan bir piyasa yapısı nedeniyle sektörün aslında en büyük sorunu sürdürülebilirlik. 2025 yılı sonunda 1,76 milyon adede ulaşan konut satış hacmi ilk bakışta olumlu görünse de tablonun ayrıntıları önemli. Çünkü toplam konut satışlarının yüzde 68,5'i ikinci el konut. Yani yeni konut üretimine yönelik talep zayıf.

Bununla birlikte yabancılara yapılan satışlarda da 5’te 1’lik net bir azalma var. Konut Fiyat Endeksi nominal olarak artsa da enflasyonu da hesaba katınca reelde yüzde 3,4 gerilemiş durumda.

Başka bir şekilde bu durumu okursa, finansman koşullarının pahalı olduğu bir ortamda yeni konut erişilebilirliği giderek zorlaşıyor ve yeni üretim ile karşılanabilir talep arasındaki makas açılıyor.

***

Herkes ucuza konut almak istiyor ama finalde sektörün de takıldığı en büyük konu maliyet baskısı.

İnşaat Maliyet Endeksi son açıklanan verilere göre yıllık yüzde 25,72 artmıştı. İşçilik maliyetleri ise yıllık bazda yüzde 29,12 yükseldi.

TCMB’nin politika faizini yüzde 37 seviyesinde tutulması, sektörün proje finansmanını için beklediği uygun kredi paketlerinin de ötelenmesine neden oldu. Yüksek borçlanma maliyetleri hem yeni inşaat yapımını hem de alıcı kararlarını doğrudan etkiliyor.

Finansman baskısının net sonucu olarak büyük çoğunluğu KOBİ olan özel sektör yatırım iştahı belirgin şekilde zayıfladı. İpotekli konut satışlarının toplam satışlar içindeki payı yüzde 22,9 gibi düşük seviyede.

Bunda ikinci konutu almak isteyenlere uygulanan düşük tutarlı kredi politikası da etkili. Ama zaten bu kredi oranları ile konut almak kimin harcı onu da ayrıca tartışmak lazım.

***

Kamu sözleşmeleri sektörü ayakta tutuyor dedik ama orası da gerçekten masum mu? Sektörün sırtını mecburen kamuya yaslaması ile piyasada oluşan “bağımlılık” farklı sorunlar doğurdu. Listenin başında da fiyat politikasının enflasyonun altında kalması ve rekabetçi ihale ortamının zayıflaması oldu. Tasfiye ve vergi tevkifatı gibi konuların nakit akışına olumsuz etkisi de söz konusu.

Ama işte yamalı bir kanun ile anca bu kadar olacaktır.

Tabii bir de Hürmüz Krizi var. Enerji maliyetlerinin artması da direkt sektöre yansıdı. Artan lojistik maliyetinin yanı sıra ithal bazı yapı malzemelerinde termin uzaması söz konusu. Yani bir tedarik ve navlun krizini sektör kucağında buldu. Yanına da artan sigorta maliyetleri eklendi.

Çünkü Türkiye Müteahhitler Birliği’nin raporuna göre Türk müteahhitlerin Körfez pazarlarında yaklaşık 19 milyar dolar tutarında aktif projesi yer alıyor. Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt başta olmak üzere bu pazarlardaki ihale kararlarında temkinli yaklaşım, finansman gecikmesi ve işveren tarafında riskten kaçınma eğilimini artırıyor.

***

Başta söylediğim gibi sektörün 13 çeyreklik kesintisiz büyümesi, önemli bir başarı ama doğru okumak lazım. Enflasyonla mücadele kapsamında kamunun uygulayacağı bir bütçe disiplini çalışması, kamu yatırımlarını frenleyebilir ve sektörü ani bir daralmayla yüz yüze bırakabilir. Özel sektör yatırımları devreye girmedikçe sektörün sürdürülebilir biçimde büyümesi imkansıza yakın. Özel sektörü teşvik etmek için dizayn edilen kentsel dönüşüm projeleri de finansman güçlüğü nedeniyle çok yavaş. Bir de sektörün yeşil ve dijital dönüşüm için uyum maliyetleri oluşmaya başladı. Bunlar da müteahhitleri zorluyor.

Ülkenin içi böyle ama dışı da çok iç açıcı değil gibi.

Körfez pazarlarındaki aktif proje stoku göz önünde bulundurulduğunda jeopolitik risklerin yurt dışı faaliyetlere etkisi çok fazla.

***

İnşaat sektörünün de birçok sektör gibi artık yapısal çözümlere ihtiyacı var. İşe de Kamu İhale Kanunu baştan aşağı yenilenmesi ile başlanılmalı. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin raporuna göre bu konuda en önemli talepler:

-Fiyat farkı mekanizmalarının enflasyon gerçekliğini yansıtacak biçimde güncellenmesi; sözleşme süresince inşaat maliyet endeksine otomatik bağlı revizyon imkanı tanınması.

-Vergi tevkifatı oranlarının makul seviyelere çekilmesi ve ödeme takvimlerinin firmaların nakit akışını destekleyecek biçimde yeniden düzenlenmesi.

-Kamu müteahhitlerinin tasfiye hakkına ilişkin mevzuatın netleştirilmesi.

-Şeffaf ve rekabetçi ihale ortamının güçlendirilmesi.

Ayrıca yüksek faiz ortamından kurtulmak için hedefli finansman araçları geliştirilmesi gerekiyor. Fiyatlar çok pahalı algısını da kırmak için yeni üretim ile gerçek talep arasındaki kopukluğu gidermek olmalı. Sosyal konut, kiraya yönelik konut üretim teşviki gibi konular ile imar yönetmeliğinin yoğunluk ve karma kullanım konularının üzerine gidilebilir.

***

Jeopolitik riskler ve enerji fiyat oynaklığı karşısında sektörün tedarik zinciri direncini de artırmak kritik öneme sahip. Özellikle yerli yapı malzemesi teşviklerinin hem üretim hem kullanım tarafında artırılması lazım.

Aynı şekilde sektörün dijital dönüşümü de teşvik edilmeli. Bu konudaki yetkinliklere haiz firmaların projelerine faiz sübvansiyonu gibi adımlar atılabilir mesela.

Her sektörde olduğu gibi inşaatta da yurtdışı müteahhitliğin desteklenmesi cari açığı azaltmak için önemli. Türk Eximbank'ın müteahhitlik sektörüne yönelik ürün yelpazesinin zenginleştirilmesi bu alanda kullanılabilir. Tabii bu konuda en büyük sıkıntı olan nitelikli iş gücünün yurt dışı projelere mobilizasyonunu hızlandıracak vize kolaylıkları için diplomatik müzakerelerin yoğunlaştırılması hususu var ki onu da atlamamak lazım.

***

Toparlarsak Türk inşaat sektörünün potansiyeli tartışmasız çok yüksek.

Uluslararası arenada bugüne kadar 559 milyar dolarlık proje portföyü, ekonomi içindeki sürükleyici konumu ve 2 milyon 224 bin kişilik doğrudan istihdam kapasitesiyle sektör, Türkiye'nin büyüme hikayesinin vazgeçilmez bir parçası.

Bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek ise artık yalnızca inşaat üretim hacmini değil; karlılık yönetimini, dijital dönüşüm hızını ve kamunun sürüklediği ivmeyi özel sektör yatırımlarıyla desteklemeyi konuşmamız gerekli...