Bursa için her fırsatta herkes en büyük sorunun plansızlık olduğunu söylüyor. Haksız da sayılmazlar. Kaçak yapı ve imalatlarla ilgili en büyük sorun olarak her zaman ağır bürokrasi gösteriliyor.
Görüyorsunuz inşaat başlamış ama müdahale edemiyorsunuz, etmeye kalktığınızda da yürütmeyi durdurma kararı çıkıyor, o ara bina bitiyor oturum başlıyor, hapis cezasını para cezasına çevirmek sureti ile oluşan küçük bir caza ile süreç oldu bittiye geliyor.
Bize hep bu hikaye anlatılıyor. Ama işin farklı bir kısmına dikkat çekmek istiyorum bugün. Gerekli kanuni düzenlemeler yapılsa ve gerçekten bürokratik sorunlar düzelse biz bu işi engelleyebilir miyiz?
Cevap veriyorum: Hayır!
Peki neden? Özellikle bazı belediyelerimizde (isim vermeyeceğim) yeterli ekipman ve teçhizat olmadığı için kaçak yapılaşmaya anında müdahale edilemiyor!
İstediğiniz kadar uzaydan izleyin, yapılmış işi yıkmak için ihtiyacınız olan iş makinesi envanteriniz yeterli değilse aynı anda başlayan 10 inşaattan kaçına müdahale edeceksiniz?
Bugün yargıdaki bürokratik engelleri aştığımız anda karşımıza çıkacak ilk konu bu. Zaten bazı belediye başkanlarımız daha önce bu konuyu dillendirerek itirafta da bulunmuştu.
Peki bu süreç nasıl aşılıyor derseniz bu iş için de ihale süreci başlatılıyor. Belediyelerimiz kaçak yapıları tespit ettikten sonra yıkım için ihaleye çıkıyor. Ya da bir öngörü ile “bu yıl bu kadar kaçak inşaat yıkarız” diyerek örnek veriyorum “2026 yılı için muhtelif alanlarda 12 bin m2 bina yıkım işi” diye ihale açılıyor. İhalenin ilanı, işin teslimi, şözleşme ıvır zıvır derken hoop aradan yine en az 45 gün geçiyor.
Yani bürokrasinin bir tarafından kaçsak yetersiz ekipmana takılıyoruz.
Bununla birlikte kaçak yapıyla samimi şekilde mücadele ettiğini öne süren Belediyelerimizden de bu konuda bir envanter açıklaması bence yapılmalı.
Bir inşaatı ayağa kaldırmak güncel teknoloji ile çok kısa bir zaman gerektiriyor. Daha temel aşamasında yakalayamazsanız ve orası bir konut alanı olmayacaksa işler gerçekten zorlaşıyor.
Bakın etrafınıza her yer bir anda bağ evi denilen Tiny House ile doldu. Ve hiçbir belediye tam anlamıyla topyekun bu konuya savaş açamıyor. Konu hep söylemde kalıyor. Çünkü yan yana 5 kaçak yapıyı peş peşe kaldırabilecek kadar ekipman kimsede yok. Birini yıksan bile diğer 4ü kalıyor.
E tabi bir de oy kaygısı var. Görev başlangıcında bu alanda alınmayan her radikal karar gün geçtikçe alınma ihtimalini zayıflatıyor. Görev düresinin yarısına gelmiş hangi belediye başkanı bu kararı alıp koltuğunu riske atar?
Yani söylüyoruz, anlatıyoruz ama asla samimi davranmıyoruz.
Bir de son dönemde yine kentsel dönüşüm projeleri gündeme gelmeye başladı. Kentsel dönüşüm konuşulurken kaçak yapılar arka planda unutuldu. Sahi son 10 yılda kaç kaçak konutun yıkıldığını gördük bu şehirde?
Tarım alanlarını sadece fabrika yapıları mı mahvetti? Mülkiyet bile olmayan alanlarda yükselen gecekondulara kimse neden ses çıkarmadı?
Bu arada kaçak yapı sadece gecekondu değildir! Balkonu mutfağa katmak, sundurma yapmak gibi alanlar da bu statüye girer. Ki bunlara de ses çıkaran olmuyor.
Hatta Kartaltepe’deki yangın felaketi olmasa sanayide bile bu sundurmaların hesabını kimse sormayacaktı!
***
Biz kaçak yapı ile mücadele ediyormuş gibi görünen, gerçekte kaçak imalatlara göz yuman, yummak zorunda kalan çünkü bu alanda ekipman yatırımını bile gereksiz gören, konuyu genel geçer ihaleler ile çözüyormuş gibi davranan belediyeler ile bu süreci yönetiyoruz.
Sonra mücadele ediyormuş gibi anlatıyoruz!.. Yani mevzuat değişse de hiç bir şey değişmeyecek.
İyi tarafından bakalım en azından tarım alanlarında kaçak konut inşasına izin verip sonra oradaki garibin malını 3 kuruşa kentsel dönüşüm adı altında elinden alıp, oraya bulvarlar yüksek yüksek binalar yapıp halihazırdaki malikleri farklı bir bölgeye sürmüyoruz.
Bir dakika, yoksa...
Neyse...