Kadın ve şiddet…

Bu iki kelimenin yan yana gelişi bile içimizi burkarken, Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024’ün verileri bir kez daha bu gerçeğin ne kadar yakıcı olduğunu yüzümüze vurdu. Dün TÜİK, TÜBİTAK ve Marmara Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen çalışmanın verilerini açıkladı. 15-59 yaş aralığında 18 bin 275 kadınla yapılan görüşmelerin ardından aslında yine bildiğimiz şeyler çıktı.

Bir kere şuranın altını çizelim 100 kadından 12,8’i hayatının en azından bir döneminde fiziksel şiddete uğradığını söyledi.

Yine 100 kadından 28,2’si psikolojik, 18,3’ü de ekonomik şiddete maruz kaldığını aktardı.
Bu oranlar, her on kadından üçünün bir biçimde şiddet gördüğü anlamına geliyor. Ancak belki de en çarpıcı gerçek, bu kadınların neredeyse yarısının yaşadıklarını kimseyle paylaşmamış olması.
Bir de klasik söylemimiz var elbette. Coğrafya kaderdir!

Fiziksel şiddetin en yoğun yaşandığı bölge Kuzeydoğu Anadolu (%25,9) olurken, en düşük oran Ortadoğu Anadolu’da (%8,8) görülmüş. Bu farklılık, yalnızca bölgesel değil; eğitim, gelir, toplumsal roller ve kültürel kabullerin kadının yaşamına nasıl sirayet ettiğini de anlatıyor.
Bununla birlikte bu araştırma bir kez daha gösteriyor ki, eğitim kadının en güçlü kalkanı.

Hiç okul bitirmemiş kadınlarda ekonomik şiddet oranı %31,8 iken, yükseköğretim mezunlarında bu oran %8,9’a düşüyor. Çünkü eğitim, kadına yalnızca meslek değil, “hayır” diyebilme cesareti kazandırıyor.
Yukarıdaki utanç tablosu bir kenarda dururken biz şimdi yeni bir utanç vesilesine bakalım;
Teknolojinin karanlık yüzü olan dijital şiddet.

TÜİK tarafından ilk kez kapsamlı biçimde araştırmaya dâhil edilen bu tür, özellikle genç kadınlar arasında yaygın. 15-24 yaş grubundaki kadınların %7,3’ü dijital şiddete maruz kalmış. Sosyal medya üzerinden hakaret, tehdit, ısrarlı mesajlar, rızasız görüntü paylaşımı gibi konuları içeren bu durum ne yazık ki artık kadınlara karşı kullanılan sanal dünyanın yeni silahı.

Dijital şiddetin %62,3’ü yabancılar tarafından, ısrarlı takibin ise %39,6’sı yine “tanımadık” kişilerce yapılıyor.

Bu da aslında artık şiddet kalkanının sadece yakın çevrenin de ötesine çıktığını gözler önüne seriyor.
Araştırmaya göre, eş veya birlikte olduğu kişi tarafından fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalan kadınların en çok belirttiği neden, erkeğin öfke kontrol sorunu (%21,7). Onu erkeğin yetiştirilme tarzı (%13,3) ve maddi sıkıntılar (%13,0) izliyor.

Bu konu biraz da bahanelerin ardına saklanmak için soruluyor. Oysa şiddetin bahanesi olmayacağını herkes biliyor.

Gelelim bir de işin anlatılması durumuna. Eşi veya birlikte olduğu kişi tarafından şiddet gören kadınların %47,7’si bunu kimseye anlatmamış. Anlatanların çoğu (%31,8) da kendi ailesinden bir kadınla paylaşmış.

Toparlarsak kadınlar yalnız.

Şiddet gördüklerinde gidecek yerleri, güvenebilecek sistemleri, inanılacak kurumları hâlâ yeterince güçlü değil.

Bir de bu verileri siyasi taraftan okumak lazım. Araştırma, kuşkusuz politika üretimi için çok kıymetli bir veri seti. Birinin “o gece”sini, bir başkasının “suskunluğunu”, bir annenin “çocuğunu koruma çabasını” temsil ediyor.
Türkiye, kadınlara yönelik şiddetle mücadelesinde mevzuat ve kurumlar anlamında ciddi adımlar attı. Ancak bu veriler, meselenin hâlâ çözülmediğini, sadece şekil değiştirdiğini gösteriyor. Fiziksel şiddetin yerini psikolojik ve dijital şiddet alıyor; kadına yönelik baskı biçim değiştiriyor, ama bitmiyor.