Dün Anayasa Mahkemesinin nüfusu 2 binden küçük belediyelerin köy statüsüne döndürülmesi konusunda aldığı kararı ve bu kararın etkileyeceği belediyeleri aktarmıştım. Listedeki belediyelerden bazıları kuşkusuz nüfus göçünü sağlayıp belediye kimliğini koruyacaktır. Nüfusun doğru yönetilememesi sonrasında bu sorunun yaşandığını ve tersine göç stratejileri ile bu bölgelerin teşvik edilmesi gerektiğine vurgu yapmıştık.
Bugün de gelin bu küçük belediyelerin varlığının ekonomiye olan etkilerine bakalım.
***
Küçük ölçekli belediyeler, özellikle nüfusu 2 binin altında kalan yerleşim yerleri, yerel demokrasi ve "yerinden yönetim" ilkesi açısından sembolik bir öneme sahip olsa da, modern kamu yönetimi ve ekonomi açısından bakıldığında ciddi sürdürülebilirlik sorunları taşıyor.
Bunların en önemlisi ekonomik verimsizlik. Basitçe düşünürsek üretim arttıkça birim maliyet düşer. 100 bin kişinin üretimi ile 2 bin kişinin üretimi aynı olmadığı gibi birim başına düşen maliyet de kişi sayısı azaldıkça yükselir.
Basit bir hesap yapacak olursak; Bir çöp kamyonunun işletme maliyeti, şoförü ve yakıtı 50 bin kişilik bir ilçede de 2 bin kişilik bir beldede de benzerdir. Ama 2 bin kişilik yerde hizmetin kişi başına düşen maliyeti 25 kat daha fazladır.
Bu tip belediyelerde toplanan gelirlerin ve merkezi yönetimden gelen payın büyük bir kısmı ki bu rakam yüzde 80’i bulabiliyor, sadece belediye başkanı, meclis üyeleri ve idari personelin özlük giderlerine (maaş, huzur hakkı vb.) harcanır.
Geriye yol, kanalizasyon veya sosyal hizmet için yatırım yapacak kaynak kalmaz. Çünkü bu tarz yapılar özkaynak yaratma konusunda yetersizdir.
İyi ve ekstra bir alameti yoksa küçük belediyelerin sanayi, ticaret veya emlak vergisi gibi kalemlerden ciddi gelir elde etme şansı düşüktür. Bu da onları tamamen merkezi bütçeden gelecek paylara bağımlı hale getirir. Bu yüzden de yatırım bütçesi sarkar.
***
İnsanın olduğu yerde insan faktörünün kalitesine de bakmamız gerekir.
2 bin nüfuslu bir belediyenin nitelikli bir şehir plancısı, harita mühendisi veya hukuk müşaviri istihdam etmesi imkansıza yakın. Bu durum, birçok yapısal problemi beraberinde getirir. Ayrıca personel sirkülasyonu da başkana bağlı olarak hızlı değişebilir.
Az insan çok kayırmacılık ne yazık ki en çok buralarda görülür.
Bütçe hizmet için yeterli olmadığından itfaiye ve fen işleri gibi hizmetler kağıt üzerinde olması gerektiği kadar olmanın ötesine çıkamaz.
Acil bir durumda bu belediyelerin ekipman ve lojistik gücü yetersizliği daha önce birçok 3. sayfa haberine konu oldu.
***
Peki gerçekten bu belediyeler kapatılmalı mı?
Kaynağın verimli kullanılması, bütüncül planlama yapılabilmesi gibi tutarlı tarafları olan bu durumda hizmetlerin daha profesyonel yönetilmesi mümkün hale gelebilir. Tabii bunun için ilgili büyük belediyenin muhteşem bir planlama ile çalıştığını varsaydığımızı da hatırlatayım.
Gelelim sıkıntılı kısma...
Beldenin bir merkeze bağlanması, belediye binasının kapanması hizmetin gecikmesi anlamına gelebilir. Mesela yıllarca Bursa’da kapatılan bazı beldelerde bunu gördük.
Küçük belde sakinleri, seslerini büyük bir ilçenin meclisinde duyurmakta zorlanabilir. Kendi sorunlarını önceliklendirecek bir "muhatap" bulamayabilirler. Yine bunu da Bütünşehir yasası ile çokça yaşadık. Beldelere özel meclis üyesi kontenjanı açılması gerekirken bunun olmaması beldelerin temsiliyetini zayıflattı.
Nihayetinde yine büyükşehirlerde gördüğümüz hali ile kırsal boşalma hızlandı. Belediye statüsünün kaybı, beldedeki sosyal ve ekonomik canlılığı azaltarak göçü hızlandırdı.
***
Bakınca nüfusu 3 bin dolayındaki belediyelerin mevcut haliyle Türkiye ekonomisine ve kamu maliyesine net bir yük olduğu söylenebilir. Bu belediyelerin hizmet üretme kapasitesi, tükettikleri idari maliyetin çok altında.
Eğer amacımız verimlilik ve profesyonel hizmet ise bu belediyelerin kapatılması ve "Büyükşehir Yasası" benzeri uygulamalarla daha büyük birimlere bağlanması daha iyi görünür ama bu geçiş yapılırken yerel halkın hizmete erişimini kolaylaştıracak ve demokratik temsilini elinde tutacak, kapanan belediye muhtarların doğal meclis üyesi olması gibi düzenlemeler yapılmalı.
Öte yandan sadece "belediye" tabelasını korumak için, yatırım yapamayan ve sadece maaş ödeyen bir yapıyı sürdürmek, kamu kaynaklarının rasyonel kullanımıyla bağdaşmaz.
Yani ya bu yapıları temsiliyeti koruyarak kapatmalıyız ya da o bölgelerin nüfus yapısını güçlendirip özkaynak yaratır hale getirmeliyiz.
Sanki 2.si daha mantıklı gibi...