Orta Doğu’da yaşananlar ile birlikte tüm dünyada gündeme gelen konuların başında arz güvenliği yer alıyor.

Özellikle petrol fiyatlarının yüzde 30 bandında yukarı gelmesi aslında işleyen bütün çarkları tehlikeye soktu. Hem Türkiye’de hem de dünyada ekonomiyi yönetenler durum için geçici açıklamaları yapsa da sürecin ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Ve yanı başımızda olan bir savaş için ne kadar hazırlıklıyız bunu da öngöremiyoruz.

Savaşa hazırlık için kastettiğim şey top, tüfek uçak değil. Savunma sanayisi ve bu teknolojiler konusunda bölgenin en önemli gücü biziz. Ama gerçekten diğer alanlarda da böyle miyiz?

Mesela son birkaç yılın popüler tanımı olan “enerji arz güvenliği” konusunda neredeyiz?

Özellikle yenilenebilir kaynaklar ve bu alanda yapılan teknoloji geliştirme çabaları ile türkiye elektrik üretiminde dışa bağımlılığını önemli ölçüde azalttı.

Elektrikte dışa bağımlılık derken trafodan elektrik çekmek değil bahsettiğimiz. Özellikle doğalgaz çevirim santralleri ile üretilen enerjiden bahsediyorum. Hem dışa bağımlılık hem de maliyet sorunları nedeniyle artık ülke olarak zorda kalmadıkça bu tür santralleri kullanmıyoruz. Ama olası bir doğalgaz kesintisinde neler yaşarız işte orası muamma. Çünkü üretimde de ciddi bir gaz kullanımı var. Isıtma prosesi olan her alan bu işten etkilenecektir.

Elektrik ısıtmanın en verimsiz modeli olarak literatürde yer eder. Zaten aynı anda o kadar yüke dayanacak altyapımız var mı onu da tartışmak lazım.

Hürmüz Boğazı’nın kapanması brent petrolü zirveye taşıdı ama ya doğal gaz akışı da kesilirse?

İşte o zaman büyük oranda birçok coğrafya taşıma LNG’ye muhtaç kalacak ve o da fiyatta rekoru tetikleyecek.

Her alanda artan enerji ile zaten pahalı olan üretim daha da yükselecek. Alım gücü eriyecek.

Bütün bunlar savaşların doğal sonucu. Bir şekilde hepsi yönetilir ama yönetilmeyen kısmı insanın temel fonksiyonlarının devamlılığı olacak. En başta da yemek yeme isteği.

Orta Doğu’da tırmanan gerilim uzun sürerse tıpkı Ukrayna-Rusya savaşında olduğu gibi gıda konusunu da etkilemeye başlayacak. Ukrayna ve Rusya üretici olduğu için dünyada arz sıkıntısı baş göstermişti ve açılan koridorla süreç aşılmıştı. Ama şimdi savaşın olduğu coğrafyada petrol ve doğalgaz’ın yanı sıra buğday, arpa ve mısır üretimi konusunda olacaklar gözlerimizin önünde yaşanacak. Süreç nihayete ermez ve savaş uzarsa iş karışacak. Çünkü İran Orta Doğu’nun bu 3 üründe stratejik kalesi. Tabii bir de gübre meselesi var. Onların oluşturduğu boşluk diğer ülkelerde talep patlaması yaratacak ve yine temel gıda maddelerinde artan fiyatlar göreceğiz.

Çünkü yine ucuz diye ithal ettiğimiz bazı ürünlerin fiyatının bu talep nedeniyle üretmekten daha pahalıya geldiği anlara tanıklık edebilme durumumuz oluşacak.

Bu üst üste 2. uyarımız olabilir. Çünkü enerji arz güvenliği konusunda yapılan çalışmalar ne yazık ki gıda konusunda vücut bulamadı.

Hala bu ülkenin net bir tarım politikası yok. Araziler hala bölünüyor, verim düşmeye devam ediyor, makine parkı yaşlanıyor ve gıdayı üreten nüfus hızla yaşlanıyor.

Dünya globalleşirken pandemi dönemi gösterdi ki ithalat dediğimiz olay pamuk ipliğine bağlı. Ama biz ısrarla gıda konusunda bu uyarıyı dikkate almadık.

Şunu unutmamak lazım, bu ülkede sınırları kapatır, yeri gelir bütün dünya ile kora kor savaşırız ama insanları doyuramazsak kendi içimizde oluşacak kargaşaya yeniliriz.

İnsanlarımız artık değil dönüm dönüm tarım yapmak ne yazık ki bir çiçeğe bile bakamayacak kadar topraktan uzak...

Bilmem tehlikeyi anlatabildim mi?