Bursa’da sorun ne diye sorunca herkesin aklına gelen ilk konu trafik akabinde de hava kirliliği. Hatta eminim herkes çevre yolundan Ankara istikametine giderken uzaktan Kestel’e bakıp ‘Böyle hava mı olur?’ diye sorguluyor.

Ama bu işin çözüm kısmı sürekli havada kalıyor. Çünkü denetimler ‘mesai saati’ne takılıyor.

Hal böyle olunca da mesai bitimi bacalar fora...

İşin her kahvesinde anlatılan konusunu burada bırakırsak, dün yine yeniden ve bilmem kaçıncı kez Bursa’nın hava kalitesi sorunu masaya yatırıldı.

Daha önce bu konularda çokça konuşan CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, “Nilüfer ölçüm istasyonunda partikül madde (PM10) değeri 367 seviyesine ulaştı. Bu açık bir alarm durumudur” dedi.

Nilüfer’de durum böyle iken Kestel ve İnegöl’ü düşünebiliyor musunuz?

Bu veriler öyle herkese gizli değil. Hem Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hem de sivil inisiyatiflerin internet siteleri üzerinden bu verilere erişebiliyoruz. Ve rakamlara bakınca bu kirliliğin bacası olan sanayi alanları ile yaşamın yoğun olduğu bölgeler, ana arterler üzerinde olduğunu görüyoruz.

Pala’nın üzerinde durduğu bir diğer konu da Bursa’da her yıl 3 bine yakın insanın hava kirliliği sebebiyle hayatını erken kaybetmesi oldu.

Şehrin 3,5 milyon nüfusu karşısında 3 bin oransal olarak küçük olabilir ama bu 3 bin kişinin birinin annesi, babası, kardeşi olduğunu unutmamalıyız.

Durumun iyiye gitmesi ve yeşil dönüşüm ile birlikte bu hava kirliliğinin azalmasını bekliyorsanız ne yazık ki daha çok bekleyeceksiniz.

Çünkü bizim sanayicimiz ağırlıklı olarak bacalardaki filtre sistemine ya da salınımı azaltacak alana yatırım yapmıyor. Bu alanın üretimde bir karşılığı yok. Bu yüzden en çok kullanılan yöntem karbon sıfırlama yatırımları.

Yani bacadan çıkan karbonu azaltacak yatırım yapacağı parayla kıraç bir alanda GES ya da RES kuruyor, şirket araçlarını elektrikli araca dönüştürüyor, kullandığı ham maddeyi geri dönüştürülmüş yapıyor ve kendi içinde üretim avantajı sağlayacak alanda parasını kullanıyor.

Ne yazık ki bacadaki ısıyı alıp proses içerisinde kullanmak hala sürdürülebilir ve herkesin kullanacağı kadar yaygın bir teknoloji değil. O yüzden sürdürülebilirlik alanındaki bu mahsuplaşma meselesi de ayrıca dillendirilmeli. Bursa’nın havasını kirleten bir firmanın Uşak’ta, Kütahya’da, Balıkesir’deki yenilenebilir enerji yatırımının bu şehrin hava kalitesine bir katkısı yok.

Kanun koyucuların özellikle filtre sistemleri ve araç yoğunluğu ile ilgili adımlar atması gerekiyor. Sorunca biz o bacaları 24 saat izliyoruz diyorlar. “Artık dijital sistem ile bu takip yapılıyor” mesajı ile geçiştiriliyor.

Peki bu veriler neden o zaman kamuya açık biçimde paylaşılmıyor? Mesela bir boyahane havaya ne salıyor? Boyar maddenin ne kadarı uçuyor?

Ya da bizim Kestel’de İnegöl’de akşam olunca duyduğumuz kokunun sebebi nedir? Emek’ten akşam geçerken neden buram buram yanık lastik, kauçuk benzeri koku gelir?

Yetki ne yazık ki bu konuyu dillendiren Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde de değil. Ama belediye kendi payına artık bazı bölgelerde yayalaştırma ve park et – devam et modelini gündemine almalı. Mudanya’dan başlayarak şehrin içine araç girişini sınırlandıracak ve buna teşvik edecek uygulamalar gerekli. Mesela Mudanya’dan Nilüfer’de işe gelen birinin arabasını park edebileceği tek bir otopark yok. Organize Sanayi’ye gelen de bu kadar geldim giderim diyor. Hazır Mudanya kavşağında çalışma varken bu konu da bir düşünülmeli. Ama işte bu kadar belediye en fazla bir iki sokağı da yayalaştırır ve yetkisi biter. Bu sorunları anlattığı ile kalır.

Yetkisi olanlar da o sırada duymamış gibi yapar olur ve biter. Sistemde kayıtlı firmalara denetim yapar ama kaydı olmayana da neden kaydın yok diye gitmez.

Sizce 58 binden fazla ticari işletmenin olduğu Bursa’da binlerle ifade edilen fabrikaların kaçının filtreleri denetleniyor?

Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemlerine ait veriler elimizde olmadığından biz de bilmiyoruz! Bilsek belki de çok daha fazla konuşur, isimlerin üzerinde dururuz...

Her şeyde şeffaf ve samimiysek bekliyoruz...