BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu’nu yayınladı. Gerçekçi olmak gerekirse her geçen gün kamuoyunda etkisini azaltan iktisadi yönelim anketinin 4 ayda bir olacak şekilde bu yöntemle paylaşılması yönünde alınan karar çok yerinde olmuş.

Uzun sayılmayacak ve zamanı da gayet verimli kullanarak Doç. Dr. Derya Hekim tarafından yapılan sunum ile aslında mesele çok net anlatıldı.

Raporda ayrıca imzası bulunan Prof. Dr. Metin Özdemir’in de yerinde tespitleri konuyu anlamamızı kolaylaştırdı.

İki hocamızın da söz aldığı anda kendisinin fakülte kürsüsünde gibi ders anlatan bazı akademisyenlerden farklı olarak iklime uygun konuşması da kitleyi mutlu etti. Toplantıya ait izlenimleri burada bırakalım ve rapora geçelim...

***

İş Dünyasını ilgilendiren üç eş zamanlı şok var.
1. Hürmüz Boğazı Krizi: 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail-İran çatışması, küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçiş noktasını fiilen kapattı. Brent petrol Mart'ta aylık bazda yüzde 60 artışla varil başına 103 dolar ortalamasına çıktı; Nisan'da spot fiyatlar 128-150 dolar aralığında seyretti. Petrolün ötesinde, küresel gübre ticaretinin yüzde 30'u da boğazdan geçtiğinden üre fiyatları iki ayda yaklaşık yüzde 46-50 arttı.
2. ABD Tarife Politikasındaki Köklü Dönüşüm: ABD Yüksek Mahkemesi IEEPA tarifelerini iptal edince Trump yönetimi 150 günlük evrensel tarife uygulamasına geçti. ABD-Çin ikili ticareti yaklaşık yüzde 30 geriledi. Bu azalma Asya-Pasifik ülkelerine olumlu katkı yapsa da Çin düşük fiyatla yeni pazarlar ararken "Çin Şoku" tüm dünyaya yayıldı.
3. Avrupa'nın Korumacı Dönüşümü: AB Ocak 2026'da 20 yıllık müzakerenin ardından AB-Hindistan STA'sını sonuçlandırdı ve Made in EU programını başlattı.

Bütün bu parametreler beraberinde ciddi riskleri getirdi.
***

Derya Hoca’nın sunumunda değindiği iki konuyu buradan paylaşmak lazım.

Birisi STA sebebiyle Hindistan’ın Avrupa üzerinden düşük fiyatla ülkemize girme ihtimali. Bu Çin Şoku yaşayan sektörleri daha da çıkmaza sokacaktır.

Diğeri de Made in EU kapsamındaki karşılıklık ilkesi. Bu ilke kapsamında özellikle savunma sanayisinde yerli üretimi koruyacak bazı adımlardan vazgeçmemiz yönünde gelecek taleplere ekonomi yönetiminin doğru yaklaşması gerekli. Bu alan hem bir fırsat hem de bir kriz alanı. Üstelik bizim için geçerli olan her şey Hindistan için de geçerli.
***

Rapora dönecek olursak karşımızdaki krizin en net göstergesi olarak enerji bağımlılığı konusu karşımızda. 2026 özelinde en büyük döviz çıktımızın enerji olduğunu ve bu alanın yükselmesine karşın döviz girişin zirvede olduğu turizmde düşüş beklentisi cari dengeyi fazlasıyla sarsabilir.

Özellikle tarım tarafındaki cari fazlanın da tarihin dip seviyesine indiğini ekstradan hatırlatmak lazım.

Rapora göre Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, krizin maliyetini diğer ülkelere kıyasla daha belirgin kılıyor. Yıl sonu cari açığın 50 milyar dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyor. TCMB'nin hedefleri de sapmış durumda. Yıllık ortalama enflasyon şimdiden yüzde 14’ü aştı. Bu nedenle 14 Mayıs’ta Merkez Bankası’nın hedeflerini yukarı yönlü revize etmesi bekleniyor.

Yine Derya Hoca’nın sunumunda paylaştığı beklentiler kapsamında yıl sonu enflasyonu yüzde 30 seviyesine yükselmiş durumda. Bu da yıl sonunda faizin en iyi ihtimalle yüzde 34 seviyesinde olması demek.

Yani iş dünyasının her geçen gün ihtiyacının arttığı finansmanın maliyeti bu yıl da ucuzlamayacak.

Enflasyonun paralelinde dövizdeki yükselişin de kısmi olarak beklentinin biraz üzerinde olması beklenti dahilinde.

***

Toparlarsak, Enerji ithalat faturasının cari açık ve enflasyonu zorlaması; para politikasında hareket alanının daralması; AB-Hindistan STA'sının emek yoğun sektörlerde rekabet avantajını aşındıracak gibi görünüyor.

Rapor, 2026'yı Türkiye için "risklerin yönetilemez değil, ama yönetilmesi güç bir eşik" olarak tanımlıyor.

Çünkü risk varsa fırsat da vardır.
Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden artan transit akışlar Türkiye'yi enerji lojistiğinde stratejik konuma taşıyabilir. Ayrıca IAA kapsamında Gümrük Birliği "güvenilir ortak" statüsü sağlıyor. Bu statü ile tedarik zincirlerinin Asya'dan uzaklaşması Türkiye'nin yakın konum avantajını güçlendiren bir unsur olacak. Özellikle bazı sektörlerde de bunun izlenimini gördük.

Ama genel itibarı ile baktığımızda sektörlerin ihtiyaçları 2026 içinde de hayat bulmayacak ve işletme sermayesi tarafındaki ihtiyacın yükselişi sürerken ucuz finanasman beklentisi 2027’ye ötelenmiş durumda.

Bununla birlikte Hindistan gibi yeni krizler de kapıda...