Son dönemde sanayimiz ile ilgili en temel sorunların başında aslında Çin rekabeti geliyor. Daha doğrusu ilk akla gelen konu bu.
Ama önemli bir konu daha var. Lojistik. Özellikle Çin’in endüstri devriminde elini en çok güçlendiren konu olan Lojistik altyapı bugün üretimde ayakta olmak adına olmazsa olmaz bir konu.
Şöyle bir örnek vereyim, Çin endüstriyel üretimini sadece üretim ve ölçek ekonomisine yaslayarak geliştirmedi. Uzun vadeli bir planlama ile kaba tabirle pazara ucuz gir, rakipleri zora sok, rakip firmaları al, para kazanmaya başla düsturunu benimsediler.
Ama bunu yapabilmeleri için tüketimin zirvesi olan Avrupa pazarlarına uzaklardı. İşte bu yüzden önce tedarik zinciri ekosistemindeki lojistik sorununu çözdüler akabinde liman ticaretinde güçlendiler. Şu anda dünyanın 120’den fazla önemli ticaret limanında Çinli firmalar yer alıyor. Dünya konteyner lojistiği piyasasının büyük bir kısmı Çin kontrolünde desek yanılmayız.
Peki biz bu işin neresindeyiz?
Bugün ne yazık Lojistik sektörü stratejik bir alan olması gerekirken hala nakliyeci gibi görülüyor. Şu an ülkemizin bu alandaki en büyük eksikliği depolama alanları ve alternatif lojistik kanalları konusunda kendisini geliştirememesi. Bugün hala ülkemizdeki organize sanayi bölgelerinin büyük kısmında lojistik operasyonu kontrol edecek, teknoloji temelli bir alan yok. Hatta bunu geçtim doğru düzgün tır parkı bile olmayan alanlarımız var.
Bununla birlikte sektörün her geçen gün artan maliyete karşı fiyatı dengede tutmak adına yapabileceği fiyat artışı makası da daralıyor.
Senelerdir sektörün en büyük sorunu alınan tırların yatırım olarak görünmemesi mesela. Pasaportumuzun azalan güveni ve bu alandaki şoförlerin eğitim düzeyi nedeniyle vize konusu da artık daha ciddi bir problem.
Bugün bir konu daha var ki o da tahsilat. Daha önce proformaya ödeme alan sektörde bugün 120 gün vadeleri konuşuyoruz.
Sonra artan üretim maliyetlerine bir de lojistiği eklemek zorunda kalıyoruz. Oysa bunun tam tersini yapmamız gerekirken depo ve depolama yatırımlarına gereken önem verilmiyor. Hem de dünyanın en önemli depolama sistemleri üreticilerinden bazıları bu topraklarda olmasına karşın biz hala basit depolar kuruyoruz.
Ürettiğimizi gönderemezsek üretmenin de bir anlamı kalmıyor değil mi?
İşte bizim burada artık farklı düşünmemiz ve lojistik operasyonu güçlendirecek hamleler yapmamız gerekli. Yoksa iş işten geçti mi ülkemizde bu işi yapanlar da yabancı devler olacak gibi...
TEKNOSAB Lojistikpark GSYF süreci netleşiyor
Bu kadar lojistik konuştuktan sonra değinmemiz gereken bir konunun örnek bir finansman modeli ile hayata geçirilen TEKNOSAB Lojistik Teknopark GSYF projesi var elbette. Bu proje sadece finansman modeli ile değil aynı zamanda lojistik konusunda sunacağı altyapı ile de ülkeye örnek olarak önemli bir boşluğu kapatacak.
Fonun hisse değerinde yüzde 126’lık artış olduğu konusu yatırımcıları ilgilendiriyor elbette. Ama sektörel olarak sunduğu şeylere de bakmak lazım. Bu yatırım ile Bursa’da bir altyapı kurulacak.
BTSO Başkanı İbrahim Burkay’ın aktardığı hali ile konuyu özetlersek, “Antrepolardan soğuk hava depolarına ve e-ticarete yönelik yapay zekâ destekli akıllı depolama sistemlerine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunacak bir altyapı oluşturuyoruz...”
2026’nın ilk yarısında temelin atılması beklenen proje maksimum 2 yıl sonra devreye alınacak.
Bu tesis ile birlikte uluslararası markalar için de bir cazibe alanı yaratılmış olacak. Yani kalıcı yabancı yatırımı da destekleyecek.
Şu an şöyle böyle desek de faaliyet başlayınca bazı şeyleri daha net anlayacağız. Umarım o gün tüm operasyonu yabancılara devretmeden sistemde kalırız...