Ekonomi ve iş dünyası için kritik ve bir o kadar zorlayıcı 2025 yılını geride bırakırken güncellenerek tutturulan hedefler bir yanda 2026’ya ait umutlar bir yanda duruyor. İlk 6 ayı kafadan kaybedilmiş olarak görülen 2026’nın ikinci yarısı umut daha yüksek.

Tabii ki öncelikli beklenti yatırım ortamının oluşması, finansal istikrar ve krediye erişimin kolaylaştırılması.

Mevcut politika faizinin düşüş trendinin süreceği herkesçe beklenti dahilinde. Ama yine de bu indirimin oranları ve toplantı tarihleri 2026’nın seyri için önemli.

Merkez Bankası 2026 yılı toplantı takvimini açıklarken 2026’da 8 toplantı planladı.

Bu toplantılar sırasıyla 22 Ocak, 12 Mart, 22 Nisan, 11 Haziran, 23 Temmuz, 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık olacak.

Toplantı tarihlerine bakınca toplantıların 40-50 gün aralığında planlandığını görüyoruz.

Yıl içinde dört enflasyon raporu ve iki finansal istikrar raporu da kamuoyuyla paylaşılacak.

Enflasyon raporları 12 Şubat, 14 Mayıs, 13 Ağustos ve 12 Kasım tarihlerinde, Finansal İstikrar Raporları de 22 Mayıs ve 27 Kasım’da açıklanacak.

Bu rapor ve toplantıların Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı önceliğini korumak için önemini elbette anlatmaya gerek yok. Tarihler 2026 için net ve piyasaların bakacağı adresler belli.

***

2026 Para Politikası metnine göre elbette ana hedef fiyat istikrarını sağlamak. Bu kapsamda Merkez Bankası yapabileceklerini zaten geçen yıl 19 Mart’ta net bir tavırla göstermişti. Metinde de enflasyon görünümünde bozulma olursa ek sıkılaştırma araçlarının devreye sokulacağı net bir biçimde yer aldı.

Dezanflasyon süreci 2026’da riske atılmayacak. Politika faizi ve likidite adımları enflasyon gerçekleşmeleri ve beklentilere göre şekillendirilecek.

Ve en çok merak edilen konu olan faiz indirimleri meselesine gelecek olursak metne göre bu indirimler otomatik değil, koşula bağlı olacak. Geçen yıl olduğu gibi “yıl sonuna kadar şu kadar indirim olur” demek 2026 özelinde çok mümkün değil ama toplantı bazında yine bir öngörü oluşur.

Ve elbette enflasyon beklentilerinde kalıcı iyileşme görülmeden gevşemeye gidilmeyeceği vurgusu kredilerin bulunurluğu ve bu alandaki rahatlamanın da sınırlı olacağını net biçimde gösteriyor.

Çünkü kredi genişlemesi de plan dahilinde yakından takip edilecek.

Yine düşük tutarlı ve görece biraz daha düşük faiz oranları ile kredi piyasasını görmemiz mümkün.

Dezenflasyonla paralel olarak bu yönde adım atılacak. İstisnası belki de ticari krediler tarafında sektörel ayrım ile yapılabilir. Bakarsanız üretimin devamı için zaten bu şu an itibarıyla bile bir zorunluluk.

Dedik ya fiyat istikrarı öncelik diye. Bunu yapabilmek adına TL’nin güçlü duruşunu da sağlamaktan geri durulmayacak.

Merkez Bankası’nın metnine göre döviz ve altın talebini sınırlayan TL tasarrufu teşvik eden araçlar öne çıkarılacak. KKM adlı ekonominin dinamiti de tamamen sistem dışına çıkarılmaya çalışılacak.

2026 yılında da sistem içindeki TL likiditesi kontrol altında tutulacak.

Burada bir dipnot olarak rapordan şu ayrıntıyı vermek lazım:

2025 yılı başında sistemdeki likidite fazlası 846 milyar TL tutarında iken, temmuz ayının başından itibaren kalıcı hale gelmeye başlayan likidite fazlası 12 Aralık 2025 tarihinde 476 milyar TL seviyesinde gerçekleşmiştir. Söz konusu likidite fazlasının 300 milyar TL’si net APİ ve 176 milyar TL’si swap işlemleri ile sterilize edilmiştir”

Bu da 2026’da kontrolsüz para basımı gibi bir durumdan kaçınılacağının göstergesi.

Tabii bütün bunlar olurken Merkez Bankası rezervleri güçlendirmeyi sürdüreceğini de metne yazdı.

Şeffaflık vurgusu yaptı ve sürprizden uzak, öngörülebilir bir piyasa yaratmaya vurgu yaptı.

Son cümleye kadar iyiydi ama sanki son cümle tutarlı olmadı.

Siyasetin öngörülemez olduğu günümüzde hangi dayanak ile öngörülebilir bir piyasa oluşacak onu anlayamadım.

Bir de “serbest kur politikasının” 2025’teki gibi devam edeceği ifadelerindeki ‘serbest’ kelimesini...