Uludağ’ın sisleri arasında bir çocuk yürüyordu. Bitinya’nın serin rüzgârlarını yüzünde hisseden bu çocuğun adı Neophytos’tu. Daha küçücük yaşında etrafındakileri şaşkına çeviren tuhaf bir dinginliği, garip bir ışığı vardı. Bazıları onun “mucizeye yatkın” biri olduğunu söylerdi, ama mahalledeki komşu teyze bunu bile kıskanırdı, o yüzden kim bilir.

Bir gün, henüz dokuz yaşındayken, beyaz bir güvercin karşısına çıktı. Kuş öyle sıradan bir hayvan gibi değil, sanki yolu bilen bir rehber gibi davranıyordu. Neophytos tereddüt etmedi. Kuşun peşine düştü ve yollar onu Olympos Dağı’nın, yani bugünün Uludağ’ın derinliklerine götürdü. Ormanın karanlığı, çocuk yaşta birinin kaçması gereken bir yerdi ama o yürüdü. Kayalıkların arasında bir mağaraya ulaştığında içeride bir vahşi hayvanın yaşadığını gördü. Rivayete göre hayvan çocuğa dokunamadı; ya onun ışığından kaçtı ya da kader böyle istedi.

Neophytos, bazı anlatılara göre on beş, bazılarına göre on altı yaşına kadar bu dağ mağarasında yaşadı. Yalnızlıkla yoğrulan bir genç, günün birinde rüyasında Tanrı’nın buyruğunu duydu. Geri dönmesi gerekiyordu. Büyük zulmün hüküm sürdüğü Nikaea’ya, yani İznik’e inmeliydi. İnsanlara kim olduğunu göstermek için.

Elbette böylesi bir iddianın bedeli olacaktı. Genç adam bölgenin bilinen ilk azizi ilan edildi ama bu unvan ona çiçekli bir yol değil, acı dolu bir kader getirdi. Bir ağaca asılıp kırbaçlandı. Demir çengellerle eti parça parça kazındı. Vahşi hayvanların arasına atıldı ama hayvanlar ona dokunmadı. Neophytos tüm bu hadiselerden her defasında neredeyse hiç zarar görmeyerek kurtuldu. Yaraları hızla iyileşiyordu. İnsanların gözünde o artık sadece bir genç değil, yürüyen bir mucizeydi.

Ama mucizelerin de bir sonu vardı. 304 ya da 305 yılında, kentin surlarının dışında, göl kıyısında mızrak ve kılıç darbeleriyle öldürüldü. Cesedinin oraya gömüldüğü söylenir. İznik’in rüzgârının bile bugün onun hikâyesini taşıdığı söylenirdi...

Takvimler 2014’ü gösterdiğinde Neophytos’un adı bir kez daha duyuldu. Ama iki tarih arasında aynı topraklarda, başka bir hikâyeler de yazıldı. Hristiyan dünyasının yönünü belirleyen iki büyük toplantı, yani 1. ve 7. Ekümenik Konsiller, İznik’te toplandı. 787’deki 7. Konsil’in Ayasofya Kilisesi’nde gerçekleştiği kesin. Ancak 325 yılındaki o ilk büyük toplantının nerede yapıldığı uzun süre tartışma konusu oldu. 2048 piskoposun ve İmparator Büyük Konstantin’in katıldığı bu dev buluşma, “İznik Yasaları” olarak bilinen 20 maddelik kararları ortaya çıkardı.

Yıllar sonra İznik Gölü’nün sularının altından bir bazilika bulundu. Adına Aziz Neophytos dediler. Bazı uzmanlar hemen heyecanlanıp “İşte! İlk konsilin yapıldığı yer burası olmalı!” dedi. İnsanların buldukları her yeni şeye kutsallık yakıştırma huyunu yine galip gelmişti. Ama arkeologlar kazdı, ölçtü, biçti ve soğuk gerçeği ortaya çıkardı: Bu bazilika o dev kalabalığı ağırlayamayacak kadar küçüktü. Üstelik yapının tarihleri de uyuşmuyordu. Hatta bu tartışma üzerine bir belgesel bile çekildi.

İlk konsilin nerede yapıldığı hâlâ tam olarak bilinmiyor. İznik’in sessiz sokakları bu sırrı saklamaya devam ediyor. Şehir kimi şeyleri sular altında, kimilerini tarih kitaplarının kıyısında tutuyor. Ama hikâyeler hep yaşıyor. Neophytos’un mağarası, konsilin gölgesi ve sular altındaki bazilikanın hayaleti... İznik’in bütün zamanlarına yayılan bir fısıltı gibi var oluyor diye anlatırken biz İznik’te tarihe yeni kilometre taşları koyuluyor.

Katoliklerin ruhani lideri Papa 14. Leo ilçeye Ortodoksların ruhani lideri Patrik Bartholomeos ile birlikte geliyor. Dinleri için tüm mezheplere kabul gören toplantıların yapıldığı İznik’te bu konuda tescil edilmiş tek yapı olan Ayasofya yerine Neophytos’un ismini taşıyan bazilikanın kalıntılarına gidiyor. Herkes neden oraya gitti 1. Konsil'in orda toplanmadığı ispat edildi diyor. Ama kimse çıkıp Aziz Neophytos’un hikâyesini anlatmıyor.
Papa 14. Leo ve Patrik Bartholomeos dün İznik’teydi. Bir kutsal hikayenin başladığı yerde, o ismin mezarının üzerinde. Tıpkı bizim Ergenekon’umuz gibi. Kafile sadece buraya geldi ve gitti. Sanki bir yeniden doğuş mesajı gibi...

İlçe ise beklediğini bulamadı. Site bahçesine park edilemeyen otomobiller, kapanan yollar, İznik’i bilmediği için gelen ziyaretçilere de yardımcı olamayan memurlar... İlçe halkı için sıkıntı, gelen ziyaretçilerin göremeyeceği kadar uzak sözde izleme alanı. Basın için ayrılan 350 metre uzakta yayın alanı, gölde yüzme yasağı!

“Ekümenik” tartışmaları, Ruhban okulu meselesi ve ABD-Rusya gerilimi gölgesinde iki ruhani lider dini savaşa alet etmeyin dedi. Hem de haçlı ordularının 1097’de kuşattığı İznik’te. Her köşesi imgelerle dolu 1 saatlik bir ziyaretti Papa’nın gelişi. Geldi ve ilçede fazladan 1 saniye bile kalmadan gitti. Bizse baktık arkasından. Oysa bekledik en azından İznik ismiyle Hristiyanlığın birliğine dikkat çekmesini ama olmadı.

İznik’in adı dün dünya basınında duyuldu, tüm ulusal mecralarda İznik adı geçti. Bence İznik için dağ fare doğurdu ama Hristiyanlık için stratejik bir mesaja ev sahipliği yapıldı. Hepsi de aslında bunun için tasarlanmıştı. Papa’nın ziyaretinde İznik figüran kaldı.