“Bursa’yı tanıtamıyoruz. Turistler geliyor, Ulu Cami’yi uzaktan gösteriyorlar, çarşıya bile girmeden gidiyorlar”

Bu sözler Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e ait.

Aslında Başkan Bozbey bunu ilk defa söylemiyor. Ama dünkü basın toplantısında bir kez daha altını çizdi. Çünkü şehrin değerlerinin tanıtımı ile ilgili ciddi bir eksikliğimiz var.

Mustafakemalpaşa’dan İnegöl’e oradan İznik üzerinden Mudanya’ya ve tabii dağ bölgesine gitmek için elimizde yüzlerce sebebimiz var. Bugün bir çırpıda şehri yönetenlerin bile sayamayacağı kadar çok ama neredeyse hiçbirinin hikayesini anlatamadığımız bir şehirde yaşıyoruz.

İlçelerde yaptığımız festivaller ne yazık ki panayırdan öteye gidemiyor. Üstüne üstlük kimse de bu hikayeleri anlatmak için çabalamıyor.

Yüzlerce rota oluşturulabilecekken oluşturamıyoruz. Çünkü topluma o hikayeleri dinleyeceği hayatı sunamıyoruz. Mental olarak dinlenmek isteyen vatandaşımız ancak tavuk kanadı ile mangal yapınca mutlu oluyor.

Mesela birçoğu Aktopraklık’a girişi ücretli zannediyor. Tekfurun ölsün diye bıraktığı kızının yeniden hayat bulduğu Oylat’ın hikayesini bilmiyor. Orhan Gazi’nin Holofira’yı düğününden kaçırdığı yerin Yenişehir’deki Yarhisar Mahallesi olduğunu, İznik’in Anadolu Selçuklu Devleti’nin ilk baş kenti olduğunu, Cumalıkızık’ın adının cuma namazı kılınmak için kızık köylerindeki herkesin burada toplanmasından geldiğini, Uludağ’ın eskiden keşiş dağı olduğunu ve bazı anlatılarda antik yunan hikayelerindeki Olimpos olduğunu anlatamadık.

Yemekler için festival yaptık o da daha ilk virajda.

Oysa her şey hikayeleriyle markalaşır. Kraliçenin sofrasına giden siyah incir bunun en güzel örneği. Peki neden diğer hikayeleri anlatamıyoruz?

Başta dedik ya toplum buna hazır değil. Özellikle gençler arasında bağımlılıkların miktarı artıyor. Sigara, alkol ve uyuşturucudan sonra kumar bağımlılığı da ciddi bir risk oluşturmaya başladı.

Bunu aşmanın en temel yolu eğitim ve spor faaliyetleri. Yani çocukları, gençleri sosyalleştirmek lazım. Bunu sağladığımız zaman bu hikayeleri anlatabileceğimiz ve toplumsal hafızayı oluşturabileceğimiz bir kitle olacak.

Ama bugün ne konumdayız dersek;

Mustafa Bozbey gençlere yönelik birçok faaliyet gerçekleştirdiklerini aktardığı açıklamada Özellikle Uluslararası spor festivalinin altını da çizdi. Sonrasında bütün kenti bu konuda birlikte hareket ederken görmek istediğini ve Milli Eğitim ile birlikte bu projenin çok daha geniş kitlelere ulaşacağını aktardı.

Şehre yeni tesisler kazandırırken ihtiyaç duyulanları da yenilediklerini, ilave alanlara ihtiyaç varsa yatırım yaptıklarını aktardı.

Belediye olarak Göynükbelen’de 1100 Karacaali’de ise 2 bin 246 gence kamp imkanı sunduklarını anlattı. Tabii bir de dip not paylaştı.

Karacaali Kampı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na geçti, Göynükbelen için de dava sonucunu bekliyoruz” dedi.

Burada bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda var. Ne yazık ki bu tarz tesisler belediyelerin sosyal bütçeleri ile Bakanlık’tan çok daha etkin olarak kullanılabiliyor. Bunun da şehrimizde birçok örneği var. Üstelik Belediye eli ile inşa edilen/onarılan bu tesislerin yine Belediye hizmetinde olması kadar doğal bir durum yok.

Toparlarsak; Bu şehri tanıtmak için sağlam beyinlere, o beyinlere kavuşmak için bağımlılık sorununu ortadan kaldırmaya, onu yapmak için de spora ve doğaya temas eden bir gençliğe ve bütün bunlar için de kolay erişilebilen tesislere ihtiyacımız var.

Her konu aslında birbirine bağlı.

Belki de o yüzden “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünü anlamak, söyleyeni ise hiç unutmamak gerekli.

Bilmem anlatabildim mi?