Türkiye’de şehirler büyürken, nüfus artarken ve deprem gerçeği her geçen gün kendini hatırlatırken, inşaat mühendisliği artık sadece teknik bir alan değil; yaşamın güvenliğini, kentlerin geleceğini ve toplumsal refahı belirleyen kritik bir meslek haline geldi.
Geldi gelmesine ama ne yazık ki bu alan piyasada en çok sorunu da içinde barındıran mühendislik dalı oldu.
Geçen günlerde TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi’nin düzenlediği İnşaat Mühendisliği Çalıştayı’nın sonuç raporu yayımlandı.
Rapora göre ortaya net bir sonuç çıktı:
Türkiye inşaat mühendisliği alanında köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyuyor.
Bu konuda herkes hemfikir ise diğer konulara da ufak ufak bakalım.
Katılımcıların en çok birleştiği konu, tüm dünyada uygulanan ‘yetkin mühendislik sistemi’nin Türkiye’de hâlâ hayata geçmemiş olması.
Bugün yeni mezun bir mühendis; deneyimi sınırlı olsa bile, yüksek sorumluluk isteyen imza yetkilerine sahip olabiliyor. Bu durum hem mühendislik kalitesini düşürüyor hem de toplumsal güvenliği riske atıyor.
Bunun için ortaya konulan çözüm önerileri de raporda yer aldı. Neler denildi?
-Yetki kademeli verilmeli
-Alt uzmanlıklara özel belgeler oluşturulmalı
-Mühendislik çalışmaları dijital bir sistemde kaydedilmeli
- Üniversitelerde yetkin mühendislik eğitimleri başlamalı
Bunları yapınca sorun çözülecek mi? Sanmıyorum. Çünkü son yıllarda Türkiye’de inşaat mühendisliği bölümleri hızla çoğaldı. Ancak bölümlerin sayısı artarken, altyapı ve akademik kadro aynı hızla büyümedi.
Raporda geçtiği üzere; Birçok bölümde laboratuvar, teknik altyapı ve uygulama sahaları yetersiz. Liyakat tartışmaları akademik kadroya olan güveni zedeliyor. Giriş barajı düşük olduğu için öğrenci profili zayıflıyor. Dijitalleşme ve yeni teknolojiler ders programlarına yeterince girmiyor.
Yani sahadaki güncel ile akademideki güncel örtüşmüyor.
***
Bizim için her mühendislik kıymetli ama İnşaat Mühendisliği daha kıymetli olmalı. Kentler yatayda değil dikeyde büyüyor ve bu topraklar Özellikle Marmara Bölgesi 1. derece deprem alanı. Bu ülke bir deprem ülkesi!
Raporun içinde bir de yapı denetim kuruluşlarını kızdıracak alan da vardı. Yapı denetiminin özel sektör mantığından çıkarılıp kamusal bir görev olarak ele alınması gerektiği vurgulanan raporda denetimin bağımsız ve güçlü bir yapıya sahip olmadığının altı çizildi.
Ücret konusuna da değinilen raporda, bugün herkesin bildiği gerçeği tekrarlamaya lüzum yok. Kamuda bile düşük ücretten bahsediyorsak ardını konuşamayız.
***
Başta dediğimiz İnşaat mühendisliğinin dönüşmesi konusuna getirilen önerileri de burada sıralamak lazım. Çünkü dünyada yapı üretim yöntemleri hızla değişiyor! Bizde de dijital ikiz, BIM, sensör tabanlı izleme, prefabrik ve modüler yapılar, 3B baskı teknolojileri, yüksek dayanımlı çevreci malzemeler konusunda gelişmeler olması artık kaçınılmaz. Yoksa diplomalar ‘burası için yeterli’ olmaktan öteye de gidemeyecek gibi.
Toparlarsak bu rapor; güvenli şehirlerin, doğru planlanmış altyapıların, nitelikli mühendisliğin ve sürdürülebilir bir geleceğin yol haritası olarak sunuldu. Daha doğrusu dirençli bir şehir inşa etmek için önce onu inşa edecek insanlara önem vermemiz ve bu alandaki kaliteyi artırmamız gerektiğine değindi.
İnşaat mühendisliği, Türkiye’nin bugününü yarınına taşıyan bir alan. Ama artık yıllardır konuşulan bu konuların artık resmiyete de dökülmesi gerekli.
Çünkü bu gidişatla sadece İnşaat Mühendisliği mesleğini değil şehirlerimizi de kaybedeceğiz.