Velhasıl Bursa Su, ‘Tekstil’ ve ‘Otomotiv’den ibaretti.

Suyu kaybettik. Ve ne yazık ki bu iki sektördeki güç de kaybolmaya başladı. Ama asıl en büyük kopuş gözümüzün önünde tekstilde yaşanıyor.

Senelerdir maliyet baskısı nedeniyle fiyat rekabetinde geride kaldığımız tekstilde ardık parametreler tamamen değişti.

Tekstilin katma değer merkezi olan Avrupa’ya göre Türkiye şu anda sadece tekstil sektörünün can simidi konumundan emniyet supabı konumuna geçti.

Önceden kısım kısım katma değeri düşük alanları kaptırdığımız tekstilde Pakistan ve Bangladeş’in akabinde Çin’in de olaya bodoslama dalmasıyla birlikte işler hepten zora girmişti.

Tabii bir de bizde artan üretim maliyetlerinin karşısında Mısır gibi adeta üretim konusunda off-shore diyebileceğimiz yatırım ve üretim maliyetinin devede kulak olduğu bir alan türedi. Yerli sermaye de bir anda bu bölgeye kaydı. Mısır’ı Fas ve Libya takip etti.

Peki ya bütün bunlar olurken sektörün içinde neler yaşandı?

Türkiye’de tekstil ihracatı giderek düşüyor. Ülke ile paralel olarak Bursa’da da durum benzer. Ülke genelinde özellikle dokuma ve konfeksiyon alanında konkordato ya da iflasları daha sık duymaya başladık. Boyahaneleri zaten kaybedeli çok olmuştu!

Tekstil sektörünün atıl kapasite sorunu her geçen gün büyüyor. Bu da zaten pahalı olan üretim maliyetini daha da yukarı çekiyor. Ölçek ekonomisi ile asla rekabet edemeyeceğimiz Çin artık kalite konusunda da rakip.

Kurulan lojistik ağı ile aslında sevkiyat süreleri de çok uzun olmayınca Türkiye adeta köşeye sıkışmış durumda kaldı.

Bugün özellikle İspanyol firmalar Türkiye’deki üreticileri yaşatacak kadar sipariş geçiyor. Bu siparişler de genellikle acil olarak ihtiyaç duyulan ürünler oluyor. Mesela X üründen 1 milyon metre lazımsa ilk etapta ihtiyaç duyulacak 100 bini ülkemize geliyor kalan 900 bin için Uzak Doğu’da üretim başlıyor.

Ya da bizim üreticimiz bir kumaş geliştiriyor ve X firmasına tek renk olarak üretiyor. Sonra firma aynı kumaşın farklı renklerini Çin’de ürettiriyor. Yetmiyor, kumaşı geliştirene gidip ‘fiyatı düşür bak bunu daha ucuza yaptılar’ diye gidiyor.

Maliyette 10X dolayında bir fiyat farkı ile rekabet etmek elbette güç. Buna bir de kalite sorunlarının giderildiği bir atmosfer eklenince zaten zor tuttuğumuz pazarlar göç etmeye başladı.

Şu an sektörün elindeki en büyük koz Avrupa Yeşil Mutabakat sebebiyle elde ettikleri geri dönüştürülmüş ürün konusundaki tecrübe. Zaten ihracatta da bu alan önemli bir kısmı oluşturuyor. Hani hep katma değerli üretim diyoruz ama şu gerçeği de unutmamak lazım emek yoğun bir sektörün ülkede kayboluşunu böylece izlerken akabinde oluşacak işsizlik için bir hazırlık var mı?

Ne yazık ki o da yok.

Şu an kelimenin tam anlamıyla koskoca bir sektör eriyor. Üstelik özellikle kamu tarafından direkt müdahale edilen alanlardaki maliyet artışı bunun baş aktörü oluyor. Enerji maliyetinden kaçmak için RES ya da GES kurmak isteyen bir sürü bürokrasi ile karşılaşıyor. Hat ve tesis renovasyonları için teşvik bulunamıyor. Personel olmadığı için oradaki endeksin de ayarı kaçtı. Bir meydancı bile 900 dolarlık maliyetle çalışıyor.

Her açıdan köşeye sıkışan sektör artık zorunlu küçülüyor. Yeni pazarlar bulunamıyor ve ithalat artışı sürüyor.

Doğaya duyarlı alanlarda üretim yapalım diyenler bu durumdan memnun olabilir ama yaklaşık 1 milyon kişi bu sektörde çalışıyor. (Rakam son dönemdeki konkordato ve iflaslar ile birlikte yaşanan küçülmeler ile 900 bin kişi dolayına indi.)

Üstelik sektörün her şey geçecek umudu da kırılmaya başladı.

2025 güzü yerini 2026 ortasına bıraktı. Sahanın gerçekleri tüm hayalleri yıkmaya başladı!