Ekonomi çok kötü.
Durum öyle bir halde ki varoşlardaki evlerde kiralar ödenemiyor. Elektrik ve doğalgaz faturaları ödenemiyor. Halk büyük bir sefalete sürüklenmiş durumda.
Kadınlar ucuz indirim kuyruklarında, erkekler patron baskılarına rağmen fabrikalarda işçi olarak ömürlerini çürütmekte.
Her şeye zam geliyor. Her gün her şeyin fiyatı artıyor. Kadınların sırf geçen haftanın fiyatlarıyla ürün satıyor diye gittiği pazar kolluk ekiplerince kapatılınca sıkıntı büyüyor.
Üstelik konu sadece artan fiyatlar da değil. Özellikle stokçuluk yapan patron kesiminin sodyum tankerinin içinde şeker-un kaçırdığı ve bunların bütün piyasayı bozduğu bazılarınca görmezden geliniyor.
Dünya savaşından sonra görülen kriz bile bunun yanında hafif kalacak olmalı ki sofraya dondurulmuş tavşan kelleli kanarya darısı çorbası geliyor.
Tabii bir de kedi köpek maması.
Sahi neden oluyor bütün bunlar? Yoksa idealist bir işçi sırf suç olduğu için ‘yağma’ya karşı durduğu için mi?
Peki ya arkadaşları? Eşi?
Sahi biz ne zaman kaybettik sanatın sadece bugünü değil geçmişten de bugünü anlattığını?
Neyse çıkışta biz de bir GBT kontrolü yaptırırız. Sonuçta görmezden gelmekten başka bir şey yapmadık!
***
1974’te Dairo Fo’nun kaleme aldığı “Ödenmeyecek! Ödemiyoruz” Cihangir Atölye Sahnesi tarafından Türkiye turnesi kapsamında Bursa’da sahnelendi.
İtalya’ya gittik. Oranın varoşlarına.
Nasıl bir evren biliyor musunuz?
Stokçuluk yapıp yakalanınca malına el koyulan ama ödediği para cezası ile malını alıp stokçuluk yapmaya devam eden, piyasayı bozan ve her gün ürünlere zam üstüne zam gelen, büyük çalanın görmezden gelindiği ama küçük çalanın hırsız ilan edildiği bir yer düşünün.
Ama İtalya’da olsun...
Kahretsin her şey hakkında bilgimiz var değil mi?
Sanki her şey hakkında fikrimiz olmasa daha güzel ama olmuyor. Sen sussan yanında bu tipte birisi var ve bu anlattığım yeri sana bambaşka bir ülke gibi anlatırsa inanma!
Ne demiştik İtalya’dayız.
İşçi sınıfı arasında oluşan sözde dayanışma patronaja karşı hiçbir anlam ifade etmiyor. Kazanç artık karın doyurmaya bile yetmiyor.
Fabrikalar 2 yıllık sipariş almasına karşın kapısına kilit vurup gidiyor. Ya diyorsun “2 yıllık sipariş var neden binlerce insan işsiz bırakılıyor?”
“Bu ülkede, bu ekonomide, bu şartlarda kim üretmek ister ki” diyorlar.
Sanki tanıdık bir hikaye gibi...
Sokakta medya adı altında maydanoz gibi türeyen mikrofonlar ile sorulan sorular var ya işte onlarla alakalı değil söylediklerim.
Sanki fakir bir tiyatroda oyuncu sayısını sınırlı tutmak zorunda olduğu için her polis rolünü genç bir oyuncuya oynatmak zorunda kalan ve her fırsatta izleyiciye onların aynı kişi olmadığını anlatan diğer oyuncuların bulunduğu hikayeler ile ilgili de değil.
Zaten böyle bir oyundan kim etkilenir ki?
Söylediklerim devrim ile ilgili.
En büyük devrim de “Halkın düşünmeye başlaması” değil miydi...